istanbul beylikdüzü satılık daireler ve madde bilgileri99

 istanbul beylikdüzü satılık daire


istanbul beylikdüzü satılık daireler ve madde bilgileri99 kesinlikle sizinde bildiginiz gibi istanbul beylikdüzü satılık daireler diyorki “Kuvvet, bir fiskesiyle âlemi harekete vaz' eden Allah değildir. Mâddeden ayrı da değildir. Mâddenin kendisinden ayrılamaz, onun ebedî bir hâssasıdır" (Moleschot).“Mâddeden ayrı ve onun üzerinde serbestçe uçan bir kuvvetin idrâki mümkün değildir. Azot, karbon, müvellidu 1-humûza, müvellidü'l-mâ', kükürt, fosfor, hepsi birtakım hâssalara mâliktirler ki, ebediyyen kendilerine mahsûsdur". (Moleschot).
“Düşünülürse, derhâl anlaşılır ki, yahuz başma mâdde de mevcûd değildir, kuvvet de... Bunlar iki muhtelif düşünüşdür ki, eşyâyı yakmdan tedkîke yarar" (Dubois Reymond). [12]
“Mâdde, kuvvet denilen beygirin zamân zamân kendisiyle takıldığı bir araba değildir. Meselâ bir demir zerresi, dünyâyı dolaşan bir kasırganm arasmda ne ise, hrakalarla raylann üzerinde koşan bir şimendüfer tekerleğinde de o, bir şâ irin nabzmdan geçen “küreyvât-ı demeviyye" içinde de yine odur. Hâssalar! aymdır, ebedîdir ve sâbittir (gayr-i kâbil-i naki) (Dubois Reymond).
“Hiçbir şey bizi kendi kendine, yani mâddesiz bir kuvvet tasavvuruna sevk etmez. Öyle bir kuvvet ki, mâddenin hâricinde olsun ve onu hareket ettirsin!" (Cotta).
"Mâddesiz kuvvet tasavvuru mümkün olmadığı gibi, kuvvetsiz mâdde tasavvuru da mümkün değildir" (Mohr).
“Mâddesiz kuvvet hayâldir, yani mevcûd değildir. Bunlar yekdîgeriyle birleşerek, kâ'inâtı ve hâdiselerini tevlîd ederler. [13] Mâddesiz kuvvet olamadığı gibi, kuvvetsiz hâdise de olamaz. NeÖce: Mâddesiz hâdise olamaz" (Ph. SpiUer).
"Biz, kuvvetten mahrûm mâdde tanımıyoruz. Aksi olarak mâddesiz kuvvete de tesâdüf etmedik" (Haeckel).
“Kendi hâricinde mevcûd bir kuvvetin te'sîri altında bi mâdde farz etmek o kadar hatâlıdır ki, ancak verâset tarîkiyk intikâl ederek dimâğlan körleten bâtıl i'tikâdlardan te velim eder. Mâdde ile kuvvet, cisim
ayrı şeyler değüdir. Yalnız aynı şeyin muhtelif vechleridiP^TT Vignoli).
"Mâdde ile kuvveti ancak fikrimizde ayırabiliriz, hakikatte ikisi de birdir" (A. May er).
"Asla unutmamalıyız ki, mâdde ile kuvvet, yekdîgeriyle, ayrılamaz bir hâlde birleşmiştir. O sûretle ki, kuvvet ayrıca bir mevcûdiyyet olmağa müsta'idd değildir" (S. Cornelius). [14]
"Mâddeden ayn bir kuvvetin mevcûdiyyetini görebilmek için vâki' olan teşebbüsler, hayâli ve fikri bir sâhadan hârice çıkamamışlardır. Mâdde ve kuvvet gibi iki kelimenin lisânda mevcûdiyyeti, burüarm tahfatte de ayrı ayn birer mevcûdi).^et sâhibi oldukları zanmnı hâsıl etmiştir" (VVeise).
"Mâdde ile kuvvetin ebediyyen ve tahlilleri kâbil olmayacak bir sûrette ittihâdları ilmin dâ'imâ birinci ve son sözü olacakhr" (Lefâvre).
"Bedîhîdir ki, mâdde ve kuvvet fikirleri yekdîgerinden aynlamaz. Aynca bir mâdde tasavvuru, ayrıca bir kuvvet tasavvuru kadar ma'nâsızdır. Biz mâddeyi kuvvetiyle hiss ederiz, kendisiyle değil" (Helmholtz).
"Kuvvet mâddenin harekî vechi, mâdde kuvvetin sükûru vechidir" (Lewes). [15]
Muhtelif ve meşhûr müdekkîklerden isti'âre olunan şu sözlerle başladığımız bu ilk bâbda, diğer bâblara esâs olmak üzere gâyet basit, fakat netice cihetiyle pek mühim olcm bazı mütâla'alar serd edeceğiz ki, gerek basitlikleri gerekse neticelerinin ehemmiyyeti cihetiyle birçok kişilere mechûl kalmışlardır. Mâddesiz kuvvet, kuvvetsiz mâdde olamaz. Bu, ne mümkün ne de anlaşılır bir şeydir. Bunları ayrıca tasavvura çalışmak o kadar boştur ki, bize henüz esâsi mâhiyyeti mechûl bir cevherin iki muhtelif vechini tamtmaktan başka bir şeye yaramaz. Şu hâlde Mâdde ve kuvvet, iyice ta'mik edilirse, aym şeydir. Yalmz bizim bakış noktalarıımz tebeddül eder. Tabi'iyyât âleminde hiçbir mâdde zerresi tammadık ki, kuvvetle mücehhez olmasm yâhûd fa'âliyyetini kuvvetten almasm. Bundan başka, biraz dikkat bize
kendisinden hiç ayrılmayan kuvvetin müdâhalesi ve vesâteti olmasa, bizim hâsselerimiz üzerine aslâ te'sîr icrâ edemez.
Meselâ bir parça kurşun, kendisini tutan el üzerine bir tazyik icrâ eder. Bu tazyik ise, arzdaki câzibe [16] kuvveti dolayısıyladır ki bize "ağırlık" hissini verir. Zihnen dahi kuvvetsiz bir mâdde tasavvuruna imkân yoktur. Herhangi ibtidâ'i bir mâddeyi tasavvur edelim. Bu mâddenin en küçük zerreleri arasmda bir câzibe ve dâfi'a kuvveti farz etmelidir ki, mâddenin mevcûdiyyeti te'min edilmiş ve hâssaları husûl bulmuş olsun.
"Hâssasız mevcûdiyyet, akim reddettiği ve tecrübenin pek boşuna tab^atte aradığı bir şeydir" (Drossbach).
"Kuvveti, hareketi, şekli kendisinden ayırmak istediğimiz zamân, mâdde fikri insânm elinden suyun kaçtığı gibi kaçar, gayb olur" (A. Laugel).
Mâddesiz kuvvet tasavvuru dahî aymyla böyle, yani boştur. İlk kamların cehli ve bâtıl i'tikâdlan neticesi olarak tahfatte mâddeden ayrı ve fa'âl kuvvetlerin mevcûdiyyetine bazı kimseler kâni' olmuşlardır. Fakat bugünkü ilim arük böyle nazariyyeleri tanımaz, bâül add eder. Mâdde vâsıtasiyle [17] idrâk ettiğimiz hâssalar ve hareketler mevcûd olmadıkça, hakîki bir kuvvetin mevcûdiyyetini bize hiçbir şey te'mîn edemez ve biz bu hâssalar ve hareketler arasmda bir kıyâs icrâ ederek, bunları muhtelif "kuvvetler" nâmıyla yâd ederiz. Lâzım gelen vukûfu hâsıl edebilmek için bundan başka çâre yoktur. Bir elektrik, bir mıknâtîsiyyet, bir sıklet, bir harâret, bir "alâka-i kimyeviyye" ilâ âhirihi... üzerinde tecrübe ve tarassud edilen mâddenin hâricinde ancak bir tasavvurdan ibâret kalırlar ki, bu tasavvurtm, mâddenin muhtelif tezâhürlerini göstermek ve hâtulatmaktan başka bize bir hizmeti yoktur. Kendi kendine kuvvet fikri, yani mâddesiz bir kuvvetin vücûdu, bizce dâ'imâ ihtimâl hâricindedir, tıpkı kendi kendine ve kuvvetden ârî bir mâddenin mevcûdiyyeti gibi... Elektriklenmiş bir mâdde olmaymca elektrik mevcûd olamayacağı gibi, ihtizâz hâlinde bulunan ve ziyâ neşr eden mâdde olmaymca ziyâ da mevcûd olamaz. Bunun gibi atomları, yani eczâ'-yı cüz'-i ferdiyyesi kendi muvâzenet noktaları etrâfmda ihtizâz eden bir cisim bulunmadıkça harâret [18] ve arzın câzibesine tâbi' bir mâdde olmadıkça "sıklet" de yoktur. Hep böyle...
Vaktiyle vezn edilemez birtakım mâddeler oldukları zamT edilen harrâret, ziya, elektrik, mıknâösiyyet gibi tezâhürlerin, maddenin eczâ'-yı cüz'-i ferdiyyesinin fa'âliyyet hâli yâhûd aralarmdaki mütekâbil münâsebetler olduğu artık meydâna çıkmışür. Şu sûretle kuvvetlerin bir yerden dîger yere nakli ve müstakillen yaratılması mümkün değildir. Bu ciheti, Mulder pek iyi îzâh eder. Kuvvetler ancak mâdde vâsıta [siyle] ve yine mâdde üzerinde uyandırılırlar ve gizli hâlden çıkarılarak âşikâr hâle vaz' edilirler. Meselâ mıknâtîsiyyetin aslâ nakli kâbil değildir. Şu kadar ki, mâddesinin dâhili olan fa'âliyyetiru tebdil etmek sûretiyle tezâhürüne sebebiyyet verilebilir. Tabi atin ilk ve ibtidâ'î kuvvetlerinden biri olan harrâret -ki her yerde tesadüf olunur, dîger kuvvetlerin hepsini kendisinden ve kendisini hepsinden istihsâl mümkün ve kolaydır- vaktiyle zann edildiği gibi bir cisimden diğerine geçen ve vezni kâbil olmayan bir [19] mâdde değildir. Atomlara â'id, yani cüz'-i ferdî bir harekettir ki, gâyet serf ve devri ihtizâzlardan husûle gelir.
Bu ihtizâzlar esnâsmda mâddenin zerreleri az çok yekdîgerinden uzaklaşular. Halbûki harâretin azhğı demek olan bürûdetde bu zerreler yekdiğerine yakınlaşır ve işte harâretle bürûdet ancak bu sûretle aynhrlar. Yani ânzî bir sûrette sıcak olan bir cismin cüz'-i ferdleri yine ânzî bir sûrette soğuk olan bir cismin cüz'-i ferdlerine nisbetle daha ziyâde harekettedir. Şu sûretle harâret hakkmda "inbisât", bürûdet hakkmda "takallüs" gibi umûmî ta'bîrler isti'mâl edilebilir. Grove pek doğru olarak farkma varmıştır ki, biz mâddeyi ancak muhtelif şekiller altmda tamyabüiyoruz. Bu şekillerin hepsine de harâretin sebeb olduğunu söylüyoruz. Fakat asıl cevher bizce hâlâ mechûldür. Ziya hakkmda da aym mütâla'a vâriddtr.
En son nazariyyelere göre ziyâ da tıpkı harâret gibi husûle geür.
Şu kadar ki, kendisini husûle getiren esir ihtizazı ve ecza-yi cüz'-i ferdiyye [20] ihttzâzı aynı kuvvet ve aynı mâhiyyette değildir. Yani ziyâ da eskiden zann edildiği gibi vezni mümkünsüz bir mâdde olmaktan çok uzaktır. İşte bütün kâ'inâtı dolduran ve mâddenin atomları araşma nüfûz eden esîr ile eczâ'-yı cüz'-i ferdiyyenin gâyet serF ihtizâzî ve temevvücî hareketleridir ki, birtakım şartlar altmda ba'zen harareti, ba'zen ziyâyı, ba'zen de mıknâtîsiyyet ve elektriği, hattâ alâka-i kimyeviyyeyi husûle getiıirler. Savt da tamâmiyle böyledir. Havâda intişârı cihetiyle tamamen ziyâya teşbih olunabilir
Madde ve Kuvvet / Çevriyazı
Yani havâda uçarak kulağımıza gelen bir madde mevcûd değil, ancak yine aym havânm sem' asabumzla hiss olıman hareketi ve ihtizâzı vâki'dir.
Elektriğe gelince, istikbâl için pek büyük ve parlak muvaffakiyyet ufukları hazırlayan bu kuvvet, uzun müddetten beri zann olunduğu gibi bir cisimden diğerine intikâl eden bir seyyâleden ibâret değildir. Son müşâhedeler bize gösteriyor ki, bunun tamâmiyle aksi câri ve elektrik kuvvetinin mâdde üzerinde husûle getirdiği te'sîrler âşikârdır. Grove, [21] elektriğin muhtelif tezahürlerini dikkatlice tarassud edersek, hepsinde de elektriklenmiş olan cismin eczâ'-yı cüz'-i ferdiyyesinde husûle gelmiş bir tebeddül göreceğimizi söylüyor. Bir platin tel vâsıtasiyle elektriklenmiş bir "leyd" şişesini boşaltacak olursak, telin büzüldüğünü ve kendi atomları arasmda bir tebeddül husûle geldiğini görürüz. Ameliyyât temdîd edilirse tel daha ziyâde toplanacak, katlanacak, âdetâ gayr-i muntazam büküntüler hâline gelecektir. Eğer aym ameüyyâh bir kurşun tel vâsıtasiyle icra edersek, bu tel yalmz katlanmak değil, hattâ sıkışarak düğüntlenecek ve bir ip üzerine dizilmiş yumuşak cisimler gibi hep bir araya toplanacaktır. Uzun bir müddet elektrik cereyânırun te'sîri altmda kalan ma'denî teller dahî yavaş yavaş dahilî teşekküllerinde bir tagayyür hâsıl ederler. Zamâmn mürûruyla ya yumuşarlar veyâ sertleşirler. Hattâ ınıknâtîsiyyet, bir demir yâhûd çehk çubuğun elastikiyyet hâssasmı bile tağyir eder. Ağırlıktan husûle gelen eğrilikleri düzeltir. Hâsıh bütün cisimler bu ve dîger kuvvetlerin te'sîri altmda [22] birçok tebeddül ve tagayyürlere dûçâr olurlar. İşte kimyâda bazı cisimlerin -ki o cisimlerin unsûrları gayet za'îf bir "alâka-i kimyeviyye" ile yekdiğerine merbûtdur- mihaniki bir sûrette, meselâ rüzgârların havâda hâsıl ettiği ihtizâzlar neticesi olarak tahallül etmesi bu sebebe mebnîdir.
Bu mes'ele, ziyâ dalgaları münâsebetiyle daha ziyâde îzâh olunabüir. Bu dalgalar kimyevî te'sîrlerin en mühimlerini husûle getirirler ki, bunlar da birtakım terkîbler ve tahlillerdir. Meselâ klorla müvellidü'l-mâ güneşin ziyası altmda yekdîgeriyle birleşerek hâmız-ı klor-i mâyı teşkil ettiği gibi, havâda mevcûd hâmız-ı fahm yine güneşin ziyası te'sîriyle havâdan ayrılarak büyümekte olan nebâtlar tarafmdan bel' olunur. Bu mütâla'a, hafi add olunan birtakım kuvvetlerin, ki 47
istanbul beylikdüzü satılık daireler yazdı ve sundu..