istanbul beylikdüzü satılık daireler ve madde bilgileri45 sizlere en güzel bilgileri yazan istanbul beylikdüzü satılık daireler diyorki Madde ve Kuvvet zikrettiğimiz gibi Rusya'da nihilizmi doğurmuştu.44 Dimitri Pisarev'in eserlerinde görülen "bilimin eski toplumu yerle bir edeceği," yeni bir yaşam biçiminin temellerini atacağı tezi, son tahlilde, nihilistlerin Alman bilimciliğinden çıkardıkları siyasî neticeleri ortaya koyuyordu. Ancak vülgermateryalizm daha sonra bu tür doğ;rudan siyasî neticeler doğurmadı. Gabriele d'Annunzio benzeri faşist entelektüellerin bilimciliği kullanmaları bir sebep-sonuç ilişkisini ortaya koymuyordu. Zaten önde gelen bilimciler farklı siyasî görüşleri benimsemişlerdi. Örneğin Cenevre'de siyaset yapan Kari Vogt anarşizme ilgi duyarken, İtalya'da senatörlüğe getirilen Jacob Moleschott muhafazakâr bir çizgiye kaymışü. Ludvvig Büchner ise bir yandan kapitalizme eleştiriler getirirken öte yandan da sosyal demokrasiye tüm gücüyle karşı çıkmıştı. Kendi bireysel siyasî tercihleri ve siyasete duyduklan yakm ügi vülgermateryaHst kuramcılarm Marksistier gibi belirli bir siyasî felsefe ve praksis geliştirmelerine neden olmamıştı. Bımun nedeni ise "dinsiz ve felsefesiz" bir toplumu doğuracak büyük değişim sonucunda siyasetin önemsiz bir detay haline geleceğinin varsayılmasıydı. Ancak yarun asrı aşan bir süre popüler düşünceye egemen olan biümciliğin hayâl ettiği değişim gerçekleşmedi.
Asır sonu entelektüel inancmın tersine dinler yok olmadılar. Bilimciliği kendi "diyalektik materyalizm"leriyle kıyaslayarak "vülger" olarak nitelendiren Marx ve takipçileri, onu sığ bir "idealizm" olarak mahkûm ettiler (bilimciliği 1970'lerde Doğu Almanya'da rehabilite etme çabaları netice vermedi).'‘5 Yeni Kantçılık hareketinden itibaren tüm felsefî
Daha fazla bilgi için bkz. James Ailen Rogers, "Darvvinism, Scientism, and Nihilism," Russian Revieıo, 19/1 (Ocak 1960), s. 10-
Dieter VVittich'in 18 numaralı dipnotta zikrettiğimiz çalışması bu çabalara verilebilecek önemli örneklerden birisidir. Bu - ’ kitabının başlığında kullamlan ifadesinin de
VVittich'in malprvalizmiFelsefesiz Bir Toplumun Felsefe olmayan Felsefesinin İlmihâli
akımlar bilimciliği "herşeyin madde olduğu ötesinde bir tezi olmayan", toplumu felsefesizliğe sürükleyecek bir akün olarak eleştirdiler. Bilimsel faaliyet ise vülgermateryalizmin kendisüu kuram laboratuvarı olarak sunmasma kayıtsız kaldı.
Büchner 1899'da öldüğünde gelecekte "gerçek"in peygamberi olarak anılacağım düşünüyordu. Bu gerçekleşmemekle birlikte. Madde ve Kuvvet'in özetlediği on dokuzuncu asır bilimciliği, yaratıcılanmn akıllarmdan hiç geçmeyen bir toplumda kurulan yeni bir yapımn temelini oluşturacakh. Büchner çalışmalarım "akademisyenler (gelehrte)" için değil "tüm eğitimli toplum {ganze gebildete Pııhlikum)" için kaleme aldığım ifade etmişti.'*^ Osmanlı toplumımda 1880'lerden itibaren bu kitabm bölümlerini, daha sonra ise tamamım okuyan "eğitimli toplum bireyleri" bilimciliği. Felsefe Mecmuası'mn yazılarmdan Ömer Seyfeddin'in hikâyelerine ulaşan bir alanın egemen düşünce sistemi ve "yüksek felsefesi haline getirmişlerdi. Bu, toplumun geneli göz önüne almdığmda oldukça ufak bir alandı; ama içine aldığı eğitimli kitle daha sonra bir ulus-devletin kuruluşunda liderliği üstlenecek, Avrupa'da "vülger" sıfatı yakıştırılan bu akım onlar aracılığıyla yeni yapılanmarun "yüksek fikriyatı ve kurucu ideolojisinin dayanaklarmdan birisi haline gelecekti.
Bu nedenle, değerli akademisyenler Kemal Kahramanoğlu ve Ali Utku tarafmdan transliterasyonu gerçekleştirilerek ilk Türkçe yaymmdan bir asır sonra günümüz okuyucusuna sunulan Madde ve Kuvvet tercümesi, sadece unutulmuş bir on dokuzuncu asır düşünce sisteminin ana hatlarını değil, toplumumuzda uzun süre egemenliğini sürdüren bir ideolojinin temel dayanaklarmdan birisini de anlamamıza yardımcı olacaktır.
Wenn die Toten auferstehen;
Doch das " Wie" İst sonnenJdar,
Wenn die Welt wir recht verstehn.^^
(Ölülerin dirilmesi ile beraber,
"Niçin" sorusu aydmlanacak;
Dünyayı doğru anlıyorsak,
Nedeni güneş gibi berrak).
Bu Büchner'in de kendini herşeyden önce gerçek in peşinde koşarak, ona ulaşarak, dinlerin tezlerim çürütmeye çahşan bir düşünce adamı olarak gördüğünü gösterir. Ona göre "gerçek" o denli berrakü ki, ona ulaşmak için derin felsefeler ve karmaşık kuramlara gerek yoktu. Gerçek ve onun güneş parlaklığıyla görülmesini sağlayacak bilim kendi felsefelerini yaratmakla kalmayacaklar, kendi ahlâklanmn da dinin yerine geçmesini sağlayacaklardı.
Bu şüphesiz fazlasıyla mekanik bir tahlildi. Böylesi bir analizden etkilenen Adnan Adıvar'm Madde ve Kuvvet'! okuduğu dönemin "fikren en rahat zamanlan" olduğunu itiraf etmesi tesadüfi değildi.'*^ Ancak kendisinin de daha sonra farkedebildiği gibi vülgermateryalizmin getirdiği "fikir rahatlığı" fazla uzun sürmüyordu. Bu nedenledir ki. Madde ve Kuwet'm üzerlerindeki şiddetü tesiri tarüşılamayacak vülgermateryalistlerden Beşir Fu'ad pozitivizme, Abdullah Cevdet Jean-Marie Guyau'nun idealizmine ve Baha Tevfik de Haeckel'in monizmine sarılma ihtiyacmı hissetmişlerdi. Bunu yapmayan ve
Teşekkür olunur ki, gazete ve roman gibi muvakkat ve bir defa okunmaya mahsûs olan eserlerin pek o kadar rağbet bulamadığı şu muhitte ciddî eserler, yani ilmi, fennî ve husûsiyle ictimâ'î ve felsefî yazılar az çok rağbete mazhar oluyor, sâhiblerini memnûn edebilecek kadar satılıyorlar. Bundan evvel neşr etmiş olduğumuz Vahdet-i Mevcûd zarın ettiğimizden pek ziyâde müşteri buldu ve bizi sür'atle bu kitâbı da neşre teşvik etti. Vâkı'â, daha evvel kütübhânemizin üçüncü cildi olan Teceddüd-i İlmî ve Edebtyi neşr etmek icâb ederdi. Fakat aldığımız birçok mektûblarda, "Mâdde ve Kuvvet"in takdimi ârzû ediliyordu. Pek muhterem olan kâriTerimizin ârzûlarım yerine getirmek ise büyük emellerimizden biri olduğu için, bu sûretle hareket etmeye mecbûr kaldık. Bununla berâber, Teceddüd-i İlmî ve Edebî ile Mufassal Psikoloji de matba'aya verilmiş ve yakmda neşri mukarrer bulunmuştur. [5]
Madde ve Kuvvet'in kâri'ine şu ciheti şimdiden haber vermek isteriz ki, bu kitâbda mevzû'-i bahs olan dîn, İslâm dîni değil, Hristiyanlıktır, hattâ Hristiyanlığm muharref şeklidir. Mü ellif ancak bu manüksız şekli ele alarak i'tirâzlarını saymış ve hücûmlanm yapmıştır. Bımdan başka bu i'tirâzlarm İslâmlığa şümûlü farz olunsa da cevâbını verecek hâcelerımız, çok şükür mefkûd değildir. Vahdet-i Mevcûd'da da söylediğimiz gibi, gençlerimizi dînlerine karşı kayıtsız bir hâle koyan bu gibi eserlerin lisâmmızda cevâblan yoktur. Çünkü tercüme edilmemişlerdir. Dîn âlimlerimiz ise ekseriyâ ecnebî lisânlarma vâkıf değiller... İşte bunun için biz, Vahdet-i Mevcûd gibi Madde ve Kuvvet'i de harfiyyen tercüme ederek, cevâb vermekle mükellef add olıman iktidâr sâhiblerinin dikkat gözlerine vaz' ediyoruz. Eserin her türlü mes'ûliyyeti mü'ellifine â'iddir.
Yalmz her okuyamn anlayabilmesi için, Vahdet-i Mevcûd'da tatbik ettiğimiz, fakat tamâmiyle muvaffak olamadığımız [6] bir kâ'ideyi buraya da tatbîk edeceğiz ki, o da eseri baştan başa yeni lisânla tercüme
kâ'ideleri vardır. Arabi ve Fârisî kâ'ideler, terkîbler, mümkün olduğu kadar terk olunmuştur. Yalnız ıstilâhl^ klişe hâline gelmiş ve tekellüm lisânına geçmiş müstesnâdu. Bu lisân, hakîkî Türkçedir. Konuşulan, anh^ı]^ milyonlarca Osmanlı'mn ana lisâmdu".
Olanca müşkilleri ve ba'zen mümkünsüzlükleri ile berâbeı yine bu lisâm tatbike ve kitâbı tamâmiyle bu kâ'ide dâhilimfc tercümeye çalışük. Bazı cihetlerindeki ufak tefek eskilikler, acemiliğin pek tabfî olan netîceleridir. Gittikçe daha ziyâde alışacağımız bu usûlden dolayı, kâri'lerimizin pek ziyâde memnûn olacaklarım ve sırf lisânlarmın muğlakhğı [7] sebebiyle pek güç anlaşılan yâhûd hiç anlaşılmayan eserlerden neferi eden binlerce fen ve felsefe heveslilerinin takdirlerine ma^m olacağımızı zann ederiz.
Kat'î bir lüzûm üzerine değil, fakat yine birçok ârzû üzeiiaı kitâbm başma mü'ellifin kısa bir tercüme-i hâlini ilâve ettfe İleride bunları ayrıca meslekleriyle birlikte -a'yân-ı kirâmdaj Besarya Efendi Hazretleri'nin tavsiyeleri mûcibince v mu'âvenetlerine müsteniden- neşr edeceğiz.
Baha Tevfik - Ahmet Nebil [I
Birçok â'ileler tanırız ki, babaları zekî ise oğulları mutlaka gabidir. Gûyâ koca bir â'ilenin zekâsını, içlerinden yalmz bir kişi zabt etmiş, diğerlerini bu hâssadan mahrûm bırakmıştır. Bu her ne kadar umûmî olsa da müstesnâsız bir müşâhede değil... Ve işte Büchner familyası, bu müstesnalardan birini ve en müstesnâsmı teşkil ediyor. Louis Büchner'in babası, Emst Büchner, büyük bir doktor idi. Almanya'da iyice şöhret sâhibi olan bu adam, alh çocuğa mâlikdi ki, bunlann hepsi de fen, tıb, edebiyât gibi muhtelif şu'belerde ihtisâs sâhibi olmuşlar ve birçok eserler meydâna getirmişlerdir. Bunların arasmda, tıb mesleğine sülük eden Louis Büchner'e gelince, bu zât, 1824 senesi Mart'mm yirmi dokuzuncu günü, Darmstadt kasabasmda tevellüd etti. Mahallî i'dâdîsinde târih, edebiyât ve sâ'ire gibi tâli derecedeki dersleri ikmâl ettikten sonra, Dârü 1-Mu'allimîn'in âlî [9] sımflarma dâhil oldu. Bu sırufları da ikmâlden sonra Giessen Dârü'l-fünûnu'nda felsefe tahsil etti ve daha sonra Strasbourg'a giderek, ilâhiyyât dersleri almıştı. Fakat Büchner, sâkin bir hayâtı aslâ sevmiyordu. O sırada, bulunduğu mahallerde pek mebzûl olan ihtilâl hareketlerine kanşü. Siyâsiyyâtla uğraştı. Arkasmda eski bir av tüfeğiyle mücâdelelere girdi. Gazeteler neşretti. Meb ûs kavgalarına iştirak etti. Fakat en sonra Viyana'ya gelerek, mükemmel ve zengin bir laboratuvarda üb ve felsefe tedkîkleriyle iştigâli tercih etmişti. Bir zamânlar sosyalist olan ve yazılarında olduğu kadar, nutkunda da büyük bû fesâhata mâlik bulunduğundan dolayı talebe ihtilâllerinde dâ'imâ re'îslik eden bu harâretli müdekkik, arük feylesof olmaya başlamıştı. Elliyi mütecaviz kitâbları arasmda kendisine büyük bir şöhret kazandıranı Madde ve Kuvvet olmuştur. Hiçbir zamân fi'len mu'allimlil edememiş olan bu büyük hakim, bu eseriyle bütün meden dünyâmn dimâğına hâkim oldu. Madde ve Kuvvet on üç lisân tercüme edildi ve müte'addid defalar tab' olunara milyonlarca satıldı, fioj
