beylikdüzü satılık daireler ve islam bilgileri88

beylikdüzü satılık daireler ve islam bilgileri88

 evet sizlere en güzel bilgileri yazan ve bu jkonuda elinden gelen gayreti gösteren beylikdüzü satılık daireler diyorki £hl-i Sünnet alimlerinin çoğunluğunun kabul ettiği görüşe göre, bu ola-jin,uyanıkken ruh ve bedenle vuku bulduğu ve bunun Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa’ya kadar olan kısmı ayetle, oradan Allah’ın dilediği yüce makamlara çıkması sünnet ve icma ile sabit olmuştur.Hamidullah’a göre, bu olayı aktaran 45 sahabi içinden, keyfiyeti konusun-(ia ancak dördünün kanaati söz konusudur ve bu da onlann kendi kanaatleridir. Abdullah b. Mes’ud miracın cismen uyanıkken; Hz. Aişe, Muaviye ve Huzeyfe b. El-Yeman ise ruhen olduğunu açıkça
kaydederler. Bu açıklama lamamiyle kendilerine ait olup bu konuda Hz. Peygambere isnad edilen bir açıklama söz konusu değildir.kravemi’racı farklı yorumlayanlar da olmuş; bazdan miracı hicret ma-aasında te’vil etmişlerdir. (Teftazani 2010; 243 vd.; Karadeniz 1999; 220-22).Bazılan, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yürütülmüş olmanın, Hz-Peygamber’in kendinden önceki Yahudi tarihi hakkında bilgi sahibi himdığı şeklinde yorumlamaktadır. Bu durumda isra, İsrailoğullanmn tarihine bir bilgi yolculuğu anlamına gelmiş olmaktadır. İsra suresinin 4. ayetinden itibaren İsrailoğullannın tarihindeki ibretlik olaylardan bahsediyor oluşu bu yoruma temel yapılmaktadır.
Teftazani, miracın ayetlerle değil meşhur haberlerle sabit olduğunu ve bu sebeple de onu inkar edenin tekfir edilemeyeceğini, ancak bid’atçı sayılabileceğini söyler. Teftazani ayrıca, Hz. Peygamber’in miraçta Rabbini gözü ile değil, kalbi ile müşahede ettiğini kaydeder (Taftazanî 2010; 247).
Kitab, Kur’an-ı Kerim anlamının yanında, ilahi bilgiyi ifade etmekte, bu bilginin peygambere bildirimi ise vahiy ve tenzil olarak adlandmimaktadır.
Bu durumda kitap, Allah’ın ilmini ve hükmüm (ilahi otorite) temsil eden mecazi bir kullanıma sahiptir. Allah’ın ilmi ve kitap arasındaki ilişkiyi açık bir şekilde şu ayette görmek mümkündür:
“Bilmez misin ki kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Şüphesizbunlann hepsi kitaptadır. ...” (Hac 22/70).
Kjtab, olmuş-bitmiş bir müstakil eseri değil, bu bilgisel kaynakla bağlantılı olarak bir iletişim sürecini sembolize eder. Bu süreçte sebeb-i nüzul denen olaylara bağlı olarak ayetlerin indirilmesi söz konusudur (tenzil). Aktüel yaşama peygamber vasıtasıyla yapılan bu müdahale yazılı değil, sözlüdür ibvlî). Bu sözlü olma ve bir sürece yayılma durumu, toplumu ıslah etme ve değiştirme yöntemi açısmdan bakıldığında, en işlevsel iletişim ve ikna metodu olarak görünmektedir.
Kur’anın aktif ve dinamik bir sürece eşlik ederek tamamlanma arzusu, onun baştan bitmiş bir kitap olarak düşünülmesini engeller. Allah’ın kelamını, kitabını, hükmünü, hitabını peygamber yoluyla alan insanlar, bunu bir hidayet ilişkisi olarak kabul ederler. Kur’an’da yer yer kullanılan: ‘'sana iomş’orlar,... ‘‘onlara de ki" formu kitabın bitmiş olmasını değil, olmakta oluşunu gösterdiği kadar, vahiy sürecinin inter-aktifliğini de gözler önüne koymaktadır.
Kitab vurgusu, Allah’tan başka hiç kimsenin bu sürece müdahil olamadıg,. nı da ima eder. Yine bu sürece eşlik eden ilahi yetkinliğin, hüküm koyıtiay, da içerdiğini gösterir. Kitabın bu vurgusu onu bütün diğer yazım ve bi|. dirimlerden ayırır. Bu bağlamda Kur’anın feveylün lillezîne yektuhûne'l. kitâbe bieyJihint (Elleriyle kitap yazanlara yazıklar olsun) ayeti, bu yetki nin sadece Allah’a ait olduğunu
Vahiy, kök anlamı olarak, 'gizlilik içinde bir haber iletme’y\ ifade eder, Bu bildirim ilham, işaret, ima, yazı ve söz {kelam) ile bildirim gibi tarzları da kapsar. Vahiyde, Hıristiyanlıktaki gibi Tanrının kendini vahyetme.si (açığa çıkarması) değil, bir mesajın insanlara ulaştırılması (Bakara 2/79) hedeflenmektedir. Daha önce Arap şiirinde kapalılığı ve net olmama durumunu göstermek üzere kullanılan vahy terimi, Kur’anda tam tersine mühin olarak tanımlanmakta ve gizliliğin yerini apaçıklık durumunun aldığına işaret edilmektedir:
“Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir”( Şu’arâ 26/195).
^hr/ı/y Kur’anda, dini olmayan bir içerikle de kullanılmaktadır.Zekeriyya'nın arkadaşlarına vahyi (19/11), şeytanlar arasında vuku bulan vahy (6'I12, 121), Allah’ın arıya (16/68), göklere (41/12), yere (95/5), Musa'nın annesine (20/38) vahyetmesi bu türdendir.
Vahy teriminin sözü mü yoksa yazıyı mı ima ettiği noktasında bilginler arasında farklılaşmalar mevcuttur. İslam geleneği vahyi duyınaya (hatta bazen görmeye (uzak ufukJufuk’u a'la) örneğinde olduğu gibi
N-z-l kökünün türevi olarak nezzele, enzele fonniannda kullanılan fiil, mekânsal bir ifadeyle ‘iniş, yahut aşağıya inme'yı ifade emıektedir. Temil Kur’an’ın Allah katından geldiğini, iletişimin sözel fomıunun yukarıdan aşağıya doğru olduğunu göstermek ve vahyin peygamberin kendi uydurması olmadığına vurgu olmak üzere kullanılmaktadır (Yâ-Sîn 36/5).
Kur’anın tenzih sözeldir. Bunu ifade etmek üzere Kur’an-ı Kerim kendisi için kur'an (okuma) ve kavi (söz) isimlerini kullanmaktadır. İnsanların kendilerine yazılı fonnda bir kitap gönderilmesi gerektiği yönündeki talepleri reddedilmektedir:
“Eğer sana kağıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona do-kunsalardı, inkar edenler yine “Bu açık büyüden başka bir şey değildir derlerdi”.
VAHİY VI- KUR-AN
j^yr’anın, insanların tahayyül ettikleri şekilde somut bir varlık tarzında me-tarafından indirilmediği de ifadelendirilmektedir.
‘pedilerki; “Ona bir melek indirilse ya! ”Eğer bir melek indirseydik artık bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtmlmazdı” (En’am 6/8).
Y’jhye aracılık ettiği ifade edilen melek, yahut Cebrail vahiy sürecinde bir [jr teolojik koruma sağlayan ve sürecin tanımlanmasını kolaylaştıran bir varlık olarak sunulmaktadır. Gaybdan bilgi almada şeytanlann ve cinlerin atacılık ettiğine inanılan bir ortamda meleğin aracılığı ile gönderilen mesajın Allah’tan olduğu ve Hz.Muhammed’in vahiy alma iddiasmda doğru söylediği temin edilmeye çalışılmaktadır. Bu anlamda Bakara 2/97. ayette şu dile getirilmektedir;
"Deki:“Herkim Cibril’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı, önceki kitaplan doğrulayıcı, müminler için de bir hidayet rehberi ve müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.’’
. Tenzil, tek bir defada (jnüneccemen veya cümleten vahideten) değil, aksine parça parça (müferrakan) gerçekleşir:
"Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye ayet ayet ayırdık ve peyderpey indirdik’’ (Kehf 18/106).
• Tenzil yine olgunun gerektirdiği durumlarda inmektedir:
Onlar sana hiçbir misal getirmezler ki (buna karşılık) sana gerçeği ve en güzel açıklamayı getirmiş olmayalım” (Furkan 25/33).
2. Hz. Peygamberin Vahiy Tecrübesi
Kur’an, Hz.Muhammed’in vahiy tecrübesi hakkında fazla bilgi vermez. Farklı surelerdeki ayetlerin ima ettiklerinden hareketle peygamberin vahiy tecrübesi hakkında bilgi edinmek, sınırlı da olsa, mümkün hale gelmektedir.
İlk vahiy tecrübesi Peygamber için korkutucu ve fiziksel olarak sarsıcı bir özellik taşıdığı gözlenmektedir. Vahye muhatap olmasının ardından peygamberin adlandırmakta zorlandığı bu tecrübeyi takiben korku içinde örtüsüne bürünerek kapandığına Kur’an ayetleri işaret etmektedir. Tabe-nTarihi'nde, ilk vahiy tecrübesiyle ilgili olarak, Hıristiyan bilgin Varaka binNevfel tarafmdan bilgilendirilene kadar Hz.Muhammed’in bir vahye muhatap olduğundan haberdar olmadığı anlatılmaktadır. Peygamberin bir korkuya kapılması gayet makul idi. Zira içinde yaşadığı toplumda benzer durumlan yaşayan insanlar vardı. Bunların bir kısmı mecnun, bir kısmı kâhin olarak bilinirlerdi. Peygamberin normal bir hayat sürerken birden
sıra dışı bir tecrübe yaşaması, kendisinin de bu mecnun vc kahinler il mi olduğuna dair bir zihin bulanıklığı yaşamasına sebep olmuştur, böyle olmadığına ilişkin vahyin bildirimi ve peygamberi bu katcgürilcrif, dışında olduğu yönündeki ikna olması, Kur’an tarafından bir 'hcyyitn,' üzere olduğu söylenerek sağlanmıştır.
Bu beyine peygamberin peygamber olduğuna, kâhin, şair, mecnun, vs. ülmj. dığma kanıt olarak sunulmuştur. Zira, bir mecnun, şair veya kâhinin insanları uyarmak gibi bir sorumluluğu olmamıştı. Peygamberin ‘uyar’ emrini alması onu bütün bu diğer kategorilerden ayırmış ve ayaklannın yere sağlam ba,s-masmı sağlamıştır. Yaşadığı bu zihin halinin ardından, Hz. Muhammed’in peygamber olduğu ve bunun ilk olmadığı daha önce geçen peygamberlerin de bu şekilde bir tecrübe yaşadıktan söylenmiş ve ardından, peygamberliğin gereği olarak, insanlan uyarmak için kalkması emredilmiştir:
“Ey örtüsüne bürünen (yalnızlığa sığman)! Kalk ve uyar” (Müzzemmil 72/l;Müddessir 74/1).
Peygamber kendisini belli eden Vahiy Ruhu ile kendini hem diğer insanlardan (falcı, kâhin, şair, vs.) hem de kendi öznel düşüncelerinden ayınr, Vahiy onda bir sekinet (kendine güven, kesinlik hissi) yaratır. Kahin, şair, mecnun gibilerinin uyduğu zan, kendininki ise kesin bir bilgidir. Bu güven ile elçiliğini ilan eder ve tereddüt etme yahut inkar gruplarıyla uzlaşma eğilimi gösterme gibi davranıştan terk ederek hem kendini hem de içinde yaşadığı toplumsal şartlan aşar ve tarihte kınima yaratu. Böyle bir kini-madan sonra tarih salt olaylann dizimini anlatan kronolojik bir aktanm olmanın ötesine geçip, bu Ruh’un öngördüğü ideal insan ve toplum yapısını yaratma sürecine girer.
Vahyin peygamber üzerinde diğer insanlar tarafından gözlemlenen fiziksel etkiler yaratacak tarzda geldiği de rivayetler arasındadır; terleme, ağn, bayılma, trans hali, solma, kızarma, fiziksel olarak ağırlaşma, gibi. (Kur’an’ ağır bir söz / Kavlen sakilen (Müzzemmil 73/5)derken mecazen buna da işaret ediyor olabilir. Peygamberin vahiy anında yaşadığı bu sıkıntılı durumu ortadan kaldırmak ve onu rahatlatmak için Allah’tan bir sekine indirildiği ifade edilmektedir (Tövbe 9/40).
Vahiy sırasında bazı görsel unsurlara da işaret edilmektedir; Bu görsel anlatıma konu olan varlıklan somut birer karaktere bürüyerek anlamak Kur’an’ın dil özelliklerine uymaz. Bu Kur’ani anlatım vahyin, peygamberin içinden kaynaklanmadığını, aksine dışandan bir müdahaleyle gerçekleştiğini anlatmak için seçilmiş olabilir. Vahyin indirilmesi, kalbine sabitlenmesi, gibi Kur’an ifadeleri de kaynağın dışarıdan harekete geçirildiğini göstermek için kullamlmaktadu-.
•Uyancı olman için onu (Kur’an’ı) senin kalbine getiren Kutsal Ruh'tur”
(Şuara 26/193).
gununla birlikte, şu anda bizi ilgilendiren husus, vahiy tecrübesinde, sı-ıjıfl, da olsa, özellikle peygamberliğinin başlangıcında vahyin unsurlarına ilişkin bir görselliğin altının çizildiğidir. Peygamberin ikna edilmesi için, jadece zihninin değil de görsel yetilerinin de devreye sokulmuş olması muhtemeldir. Peygamberin peygamber olduğuna ilişkin kanaatini güçlendiren beyyine’nin bu görsel tecrübe ile desteklenmesi söz konusu olabilir.
Bu görsellik Necm suresinde şu şekilde aktanlmaktadır.
■‘Kur’an’ı Peygambere, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü olan 8|retti O, en yüksek ufukta bulunuyorken doğruldu, sonra ona yaklaştı, derken sarhp daha da yakın oldu, iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu. Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti. Gönül gördüğünü yalanlamadı. Gördüğü şey heıkkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki, onu bir başka inişte daha görmüştü: Sidretü ’l-Münteha’nm yanında” Necm 53/4 vd).
Aynı şekilde vahiy meleğinin görsellik arz ettiği başka ayetler de vardır
“Kur’an şüphesiz değerli, güçlü ve arşm sahibi katında itibarlı, orada itaat gören, güvenilir bir elçinin sözüdür. Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir. Andolsun o, O’nu (vahiy meleğini) apaçık ufukta gördü...” (Tekvir 81/19 vd).
Vahyi getiren ruh yahut ruhi temsilcidk. Bu ruh Kur’an’da melek ve Cebrail’le özdeşleştirilmektedir. Bir melek olarak Cebrail ayn bir isimlendirmeye sahip olsa da Allah’tan bir unsurdur. Bu Allah’m sıfatlan gibi, Kelamcılann yaptığı çözümleme hatırlanırsa, Allah’ın ne aynısı ne de gayrisidir. Ama Allah’tandır (Mm emri rûhihî). Peygamberlere gönderilen melekler 'Emr’in Ruhu ’durlar'. Kur’an’ın (bir kelam olarak) ezeliliği de, bu l)a|lantı sebebiyledir.
Ruh’un indirilmesi, peygamberin kalbinde bir genişlemenin meydana gelmesini sağlayan bir müdahaleye işarettir. Peygamberdeki bu ‘ben’ genişlemesi, 'Emr ’ (vahyin ana kaynağı/kitah/levh-i mahfuz/imam-ı mühin) ile irtibata geçmesini mümkün kılmaktadır.
Bu ruh, Meryem’in hamileliğinde bahsedilen 'Bizim Ruhumuz’, insanı yaratırken aşılanan 'kendi (Allah’ın) Ruhu', müminleri gözeten 'Allah’ın Hz. İsa’ya destek veren Kutsal Ruh'tur. Hz.Muhammed’e inen ve ''ahyin temsilcisi olan Ruh, işte bu Ruh’tur. Bu anlamıyla o, Allah’tandır. Cebrail, işte bazen 'Güvenilir Ruh' (er-Ruh el-Emin)dsi denilen vahiy tem-^'■cısidir ki, peygamberlerin kalbine iner.
beylikdüzü satılık daireler yazdı..