beylikdüzü satılık daireler ve islam bilgiler44

beylikdüzü satılık daireler ve islam bilgiler44

 bugün yarın digr gün sizlere beylikdüzü satılık daireler yazıları yazmaya devam edecek ve beylikdüzü satılık daireler diyorki ligini reddeden bir yaklaşım sergilerler. Bu yaklaşım doğrultusunda evrcı, içinde gerçekleşen her olayı sonradan yaratılmış olma kategorisine dahil ederler ve onu evrenin bir parçası sayarlar. Bu noktadan bakıldığında evren içerisinde gerçekleşen ve gözlemlerimizle insana ait olduğu görülen bir fiilin Allah’a değil insana nispet edilmesi gerekir. Fiillerin geçiciliği ve geçici olanın yarafıimiş olma özelliği göz önüne alındığında, kadîm olan Allah’a bunların nispeti, ya kadîm varlığın yaratılmışlara mahal teşkil etmesi ya da fiillerin kadîm olması sonucunu doğurur. Mu’tezilî anlayışa göre her iki ihtimal de Allah hakkında mümkün
olmadığına göre, insandan sadır olan fiilin meydana getirilişinin yine insana nispeti en doğru olandır, Onların temel ilkelerinden biri olan adalet ilkesi de zaten bunu gerektirir. Çünkü kul kendisine ait olarak gerçekleşen fiilden sorumlu tutulacaksa,bu sorumluğun gereği olan bazı imkanlara doğuştan sahip olması gerekir. Burada temel problem fiillerin yoktan meydana geldiği açık olduğuna göre, “Yaratılmış olan bir insanın yoktan yaratmayı gerçekleştirmesinin imkanı nedir?” sorusudur. Bu soruna çözüm olarak Mu’tezile, Allah’ın insana önceden verdiği bir kudret ile insanın bunu gerçekleştirmesini öngörür. Yukarıda belirtildiği gibi bu yaklaşım, dolaylı olarak da olsa insanın fiilinin meydana gelmesinde yine Allah’ın kudretinin devreye girmesi anlamına gelir. Mu’tezile için bu konudaki üçüncü bir açmaz ise, fiile dayanak kılınan insandaki kudretin araz olması ve arazın da bir zaman dilimi içinde yani sadece bir an ancak varlığınm mümkün olabilmesi dolayısıyla fiilin gerçekleştiği zaman diliminde oluşan fiile, anılan kudretin tesirinin nasıl mümkün olacağıdır? Çünkü fiil, bir zaman dilimi içinde var olmakta ikinci zaman diliminde yenilenerek devam etmektedir. Sözgelimi yürüyen bir insanın her bir adımını bir fiil kabul edersek, her bir adım bir diğerinden bağımsızdır ve farklıdır. Bir zaman dilimi içerisinde meydana gelen herbir adım diğer adımının sebebi değildir, bir sonraki adım da önceki adıma bağlı değildir. Nitekim insan bir adımı attıktan sonra durabilir ve ikinci adımı atmayabilir. Bu bir önceki adımın diğerini gerektirmediği anlamına gelir. Araya zaman girdikten sonra yani insan orada bir müddet durduktan sonra tekrar adım atıp yürüyebilir. Bu da bir sonraki adımın bir önceki adıma bağlı ve ondan kaynaklanan bir fiil olmadığını gösterir. Diğer olaylar da aslında insanın adım atarak yürümesi gibi, her bir zaman dilimi içinde yenilenerek oluşur ve gelişir. Sürekli hareket olarak bize yansıyan fiiller aslında sinema şeridindeki kareler gibi anlık ve birbirinden bağımsız oluşumlardır. Bir zaman diliminde meydana gelen olayın ne tekran ne de geri alınması mümkündür. Yine adım istiaresini kullanırsak, attığımız bir adımın aynını tekrar etmemiz mümkün olmadığı gibi, gerçekleşen! geri almamız da mümkün değildir. Sözgelimi bir adım ileri yürüyen kişi, bir adım geri gd-diğinde adımını geri almış olmaz, bilakis gprivp do$m yeni bir adım atmış
İNSAN FİİLLLRİ
olur. Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, her fiil kendi zaman dilimi içinde yoktan yaratılmaktadır ve yoktan yaratan da ancak Yüce Allah’tır. İnsanın yoktan yaratma gücü ve yetkisi olmadığına göre insana ait görünen fiillerin je yaratıcısının bizzat Allah olması gerekir. İşte Mu’tezile ile Ehl-i Sünnet arasındaki tartışmanın başladığı ve sürdüğü nokta burasıdır (Kâdî Abdul-cebbartsz: I, 208-221; Sabrî 1352: 48, 5
Allah'ın sıfatlannın etkinliğini; cevher, cisim ve araz cinsinden bütün mahlukatı içine alacak bir genişlikte tutan Sünni kesim, insan fiillerinin de Allah’ın yaratması ile meydana geldiğini ileri sürmüşlerdir. Çünkü onlara göre insanm iradeli fiilleri de yokluktan varlığa çıkar. Yokluktan varlığa çıkarma işini ise ancak Yüce Allah gerçekleştirebilir. Öte yandan Allah’ın en özel sıfatıdır ve bu konuda ortaklık söz konusu olamaz. Bu dununda insanın kendi fiili üzerindeki etkisi ve tasarrufu nedir? sorusuna cevap vermek gerekecektir. Sünni kesimden Eş’arîler, fiilin gerçekleşmesinde belirleyici olan insanın irade ve kudretinin de, Allah tarafından yara-nldığını ileri sürerler. Çünkü insanm iradesi ve kudreti yoktan yaratılmıştık özellikleri ile Allah’ın yaratması sonucu varlık alanına çıkarlar. Bunun yanı sıra insan irade ve kudretinin de fiil ile aynı zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi gerekir. Bu noktada Eş’arî sistemindeki temel açmaz, fiilin gerçekleşmesinde etkin olan irade, kudret ve yaratmanın tamammm Allah’a bağlanması ile fiilin insana nispetinin nasıl bir arada düşünüleceğidir? Bu noktada Eş’arîler, her ne kadar fiil ve fiile tesir eden iradenin eş zamanlı olarak yaratıldığmı kabul etseler de, fiilin söz konusu yaratılan iradeye bağh olarak gerçekleştiğini öngörmektedirler. Böylece Mustafa Sabrî’nin dediği gibi insan "'fiilinde özgür iradesinde bağımli” yani Allah ’ın kendisinde yarattığı irade ile insan fiilini özgürce dileyebilmektedir. Fahreddîn er-Râzî ise bunun "özgür görünümlü bağımlı" yani her ne kadar insan özgür görünse de aslında Allah ’ın iradesinin gölgesindedir şeklinde formüle etmiştir. Her iki formülasyonun anlamı da, fiili yapma anında kendisinde yaratılmış bir dileme gücü ile insan, kendi fiilinin yaratılmasını irade eder demektir. Dolayısıyla insan yaratılmış bir iradeye sahip olmak bakımından bir etki altında olmakla birlikte, anılan iradenin fiiline tesir noktasında belli bir hürriyete sahiptir. Bu durumda insan, kendi dışından verilen zortm-lu bir irade vasıtasıyla ihtiyarî bir fiili gerçekleştirmektedir. Bu sebepten Eş’ariler’e insan fiillerinde cebri vasıta kılanlar anlamında ‘cebr-i mutavassıt’denilmiştir. Öte yandan sorumlu kabul edilen insanın bu sorumluluğunun gerçekleşmesi için ona ne gibi imkanların tanındığı sorununu aşmak ‘Çİn Eş’ariler, birlikte bulunmak anlamına gelen mukârenet teorisini ortaya Aşlardır. Onlara göre insanda gerçekleşen bir fiile dinî anlamda sevap
ve ceza takdiri için insanla fiili arasında bir alakanın bulunması zorum lüktür. Bu alâka da insanın fiile mahal/mekan teşkil etmesi ve dolayis ı kendi tercih ve ihtiyarı ile fiille birlikte bulunmasıdır. Böylelikle kul ve ihtiyar sahibi olurken yoktan var edilen fiilinin yaratılmasında birtesjfj nin olmaması sağlanmış olmaktadır.
Sünnî kesimden Eş’arîlerin bu konudaki görüşleri yeknesak değildir. Sö^. gelimi mezhebin imamı kabul edilen Ebü’l-Hasan el-Eş’arî’nin “iradeij fiilin ne yaratılmasında ne de niteliğinde insanın bir etkisi vardır” beylikdüzü satılık daireler görüşü cebrî anlayışı temsil ederken takipçilerinden Ebû İshâk el-İsferayınî’nin bir fiile iki kudretin taalluk edeceği görüşü ile Bakıllanî’nin hernekador insan, fiilinin yaratılmasına etki edemez ise de, fiilinin iyi ya da kötü niteli-ğinin belirlenmesinde etkilidir düşüncesi Mâtürîdî çizgiye yakın özgürlükçü bir tarafı temsil eder. Teftazânî’nin naklettiğine göre Cüveynî de benzer görüşü dile getirmiştir. Mezhebin önemli isimlerinden Fahreddin er-Râzî ise, iradeli fiilin meydana gelmesinde yaratıcı kudret ile dâî admı verdiği zihinde oluşan motive edici tasavvur şeklinde iki etken kabul eder. Bu iki etkenin birleşmesi durumunda fiilin meydana gelmesi zorunluluk arz ederken tersi durum, fiilin oluşmasını engeller. Fahreddîn er-Râzî’nin görüşünde insanın özgürlüğü bakımından dâî dediği motive edici tasavvurun önemi büyüktür. Ona göre motive edici tasavvur, insanın kalbinde husule gelen kalbî bir fiildir. Bu da insanın birtakım olgu ve olaylarla karşılaşması ve karşılaşma sonucunda insanın kalbinde birtakım duyguların oluşması ile gerçekleşir. Daha açık ifade ile insan dış dünyada karşılaştığı olgu ve olaylardan bir şekilde etkilenir. Bu etkilenmede insanın zihninde olumlu ya da olumsuz bazı çağnşımlar, kaçınılmaz olarak gerçekleşir. Bu çağnşımlann olumlu olması kişiyi fiil yapmaya olumsuz olması da yapmamaya götûıüı. Kişinin zihninde oluşan bu çağnşımlar da, tesadüf ettiği olgu ve olaylann etkisiyle kendiliğinden/zorunlu olarak gerçekleşir. Eş’arîlerin mukarenet veya iktiran dedikleri husus, bir kişinin belli olgu ve olaylarla karşılaşması veya onlarla birlikte bulunmasının getirdiği zihnî çağnşımlardır. Kişinin zihnindeki tasavvur oluştuğu anda yaratıcı kudret devreye girerse, fiilin meydana gelmesi kaçınılmaz olur. Ancak Fahreddîn er-Râzî insanın iradeli fiilinin oluşumu için öncesinde dört aşamanın geçilmiş olmasını gerekli görür. Bunlar, insanın gücünün bulunması ve organlannm sağlam olması, kalbinde bir kararlığının bulunması, yine kalbinde fiilin gerçekleşmesi yönünde bir meylin oluşması ve son olarak kalbinde dâî adını verdiği motive edici tasavvurun oluşmasıdır. Bu dört aşama gerçekleştiğinde ve Allah a ait yaratıcı kudret de devreye girdiğinde yukarıda belirtildiği şekilde fiil kaçınılmaz olarak varlık sahnesine çıkar. Aynca ihtiyari fiili ile tabiî fiil'
beylikdüzü satılık daireler yazdı ve sunuyor..