beylikdüzü satılık daireler ve islam bilgiler48
sizlere bugün çok çlaısan beylikdüzü satılık daireler diyorki idrakin rol oynamasıdır. Bu yüzdendir ki, tabiî fiiller tekdüze gerçekleşir-Ijen ihtiyari fiiller an be an değişiklik arz eder. Bundan dolayı da iradeli bir fiilin nasıl gerçekleşeceğini ve nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek oldukça zordur. Aslında insan fiillerinin oluşumu konusunda Fahreddîn er-Râzî ve Teftazânî gibi sonraki Eş’ari alimlerinin geldiği çizgi büyük ölçüde \latûrüdî Kelam çizgisine yakınlık arz etmektedir (Bâkıllânî 1407/1987; 323 vd.;Bağdâdî: 70; Gazalî 1962: 181-182; Şehristânî 1410/1990: I, 113; Fahreddîn er-Râzî 1407/1987; IX, 9-46; Taftazânî tsz; IV, 219-226, 263-264;Dewânî 1306: 22-23; Sabrî 1352: 48, 50-51,55-56).Hem Mu’tezile’nin hem de Eş’arîlerin yukanda sıralanan bir takım aç-mazlanndan kurtulmaya çalışan Mâtürîdîler, insanın fiillerinin oluşumunda hem Allah’ın hem de insanın eşzamanlı etkinliğini kabul etme yoluna gitmişlerdir. Onlan buna sevk eden, yoktan yaratılmıştık özelliği bulunan bir fiilin insana nispetinin imkansızlığı ve bu fiillerden insanın sorumlu tutulması dolayısıyla bir şekilde insana nispetinin gerekliliğidir. Nitekim .Mâtürîdîler, fiile iki kudretin tesir ettiğini, bunlardan yaratmayı gerçekleştiren kudretin Allah’a ait; fiilin oluşum zeminini sağlayan imkan ve şartların bulunması sonucu oluşan güç yetirmenin (istitâat), insana ait olduğu sonucuna varmışlardır. Böylelikle yoktan meydana gelen fiilin yaratılması AUah’m tekvîn sıfatı ile gerçekleşirken, fiilin meydana gelmesini gerektiren irade insana ait bulunmaktadır. Öte yandan fiilin gerçekleşme zemini oluşturan imkan ve şartlar anlamına gelen güç yetirme (istitaat kable ’l-fiil) önceden bulunurken fiili yokluktan varlığa çıkaran yaratıcı kudret (istitaat maa’l-fiif) fiilin gerçekleştiği zaman diliminde Allah tarafından yara-ulmaktadır. Burada temel sorun, fiilin gerçekleşmesine yönelik talebinin yani fiil karşısında insana ait iradenin konumunun ne olduğudur. Bu noktada Mâtürîdîler iradeyi, küllî ve cüzî olmak üzere ikiye ayırmışlardır. İnsana tercih imkanı bağışlanması anlamına gelen küllî irade Allah tarafından yaratılmışken tercihte bulunma bir diğer deyişle küllî iradeyi bir yöne tahsis etme anlamına gelen cüz’î irade, itibarî bir varlık olarak insana aittir. Böy-lece Mâtürîdîler fiilin yaratılmasına tesir eden kudret ve iradeyi bir yönü Allah’a diğer yönü insana ait olmak üzere iki boyutlu düşünmüşlerdir.
Burada söz konusu olan insandan zorunlu olarak sadır olan fiiller değil, iradeli olarak meydana gelen fiillerdir. İnsanı sorumlu kılan da bir irade ortaya konması sonucu gerçekleşen fiillerdir. Eğer insan, bir fiili işlemeye yönelik güçlü bir istek ortaya koyarsa (azm-i musammam), önceden hazır bulunan şartlar ve imkanlar çerçevesinde Allah o fiili yaratır. Dolayısıyla fiilin yaratılması tamamıyla insanın tercihi doğrultusunda gerçekleşmiş olur. İnsandan sadır olan fiilin gerçekleşmesine yönelik istek ve azim
ilin insana ait kılınması yönünün gcrçckIcîjincsi, Sünnî kesim alimlerini], deyimiyle kazanılması (kesb edilmesi) sürecinin lamamlanmasıdır. İşte(,y kazanılma dolayısıyla insan için sorumluluk doğmakladır.
Bir bütün olarak bakıldığında insanın iradesine bağlı gerçekleşen fiilin oly. şumunda üç unsurun/aşamanın bulunduğunu görmek mümkündür. Bu üç unsurun birincisi insanın istemesi yani iradesini ortaya koyması, İkincisi insanın gücünün yeterli olması, üçüncüsü ise Allah’ın fiili yaratmasıdır, Bu üç unsuru açmakta yani her bir unsurun fiile tesir yönünün ne olduğımy görmekte yarar vardır. Bu takdirde kader ve kaza ile ilgili kapalılığı bir ölçüde aşmak mümkün olur.
İnsanın istemesi {irade-i cüziyye), fiilin gerçekleşmesi yönünde bir niyet ve kastm ortaya konması demektir. Allah, insanın önünde külli irade denilen seçenekler alanı yaratır. Nitekim “/y/e bu dosdoğru yolumdur, om tabi olun. Başka yollara gitmeyin." (En’âm 6/153) ayetinde insanın önünde birçok seçeneğin bulunduğu haber verilir. İnsan, kendisine ait olan cüz’î iradesiyle dışarıdan bir müdahale olmaksızın ve özgür bir şekilde, yaratılan bu seçenekler arasında bir tercihte bulunur. Bu tercihte bulunması niyet ve kastının ortaya konması demektir. Böylece fiilin oluşumu için gerekli olan birinci unsur gerçekleşmiş olur. Bu, aynı zamanda fiilin iyi veya kötü şeklinde niteliğini belirleyen belirleyici unsurdur.
İkinci unsur ise gücün yeterli olması (istıtaat) yani bir fiile niyet edildiğinde selametü’l-âlât ve’l-esbâb denilen fiilin gerçekleşmesi için imkan ve şartların insanın yanında önceden hazır bulunmasıdır. Bu şartlar ve imkanlardan biri bulunmazsa fiilin gerçekleşmesi söz konusu olamaz. Örneğin bir insan hacca gitmek istediğinde öncelikle imkanının olup-olmadığını gözetmesi gerekir. İmkan dediğimiz parasal bakımdan yeterli olması, sağlık bakımından da hac yolculuğuna uygun olması gibi hususlardır. Şartlar ise, yol emniyeti ve doğal durumlardır. Bu yüzdendir ki Allah Teala “hac yoluna güç yetirebilecek olan kişilere ” (Âl-i İmrân 3/97) haccı emreder. Buradan hareketle bir insanın bir işi yapabilmesi için öncelikle güç yetirme imkanının bulunması gerekir. Aksi takdirde istenilen ve amaçlanan işin gerçekleşmesi söz konusu olamaz. Bu unsur, insandan sadır olan fiilin gerçekleşme şartıdu. Aynı zamanda bu unsur insanın sommIuluğunun da gerekçesini/dayanağını oluşturur. Nitekim hukukî sorumluluk için insanın imkan ve şartlan göz önünde bulundurulur. Bunların bulunmadığı yerde hukukî sorumluluk doğmaz. Bu yüzden de anılan sebep ve şartlann bulunmadığı bir durumda meydana gelen fiilden insan sorumlu
yjci değil, (atnamlayıcı unsurdur. Fiilin iyi ya da kötü şeklinde niteliğini j^lirleyen ise yukarıda geçtiği gibi birinci ımsurdur. Eğer kişinin isteği gerçekleşmiyorsa, ikinci unsur olan imkan, şart ve sebep noktasında bir eksiklik var demektir. Yani kişinin dönüp imkanlarını ve şartlarını gözden geçirmesi gerekir. Eğer iradeli fiil, imkanlar ve şartlar olduğu halde gerçekleşmiyorsa veya imkanlar ve şartlar bulunmadığı halde gerçekleşiyorsa bu olağanüstü (hârikulâdc) bir duruma işaret eder.
Verdiğimiz bu sıralama göz önüne alındığında, insanın fiilinin sorumluğu-ounkime ait olduğu açıkça görülür. Çünkü fiilin kime nispet edileceği, fiile nitelik kazandıran unsura göre belirlenir. Fiile nitelik beylikdüzü satılık daireler kazandıran yukarıda belirtildiği gibi insanın isteği, niyeti ve kastıdır. Nitekim Hz. Peygamber’in "Ameller niyetlere göredir” (Buharî: 1) hadîsi de buna işaret eder. Aynca yemin konusunda ”Yüce Allah kasıt bulunmayan ağız alışkanlığı ile yapıl-mış yeminlerden dolayı değil, kalplerinizin kazandığı yani niyet ve kasıt ile yapılmış yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar” (2/Bakara 225) ayeti de bu duruma işaret etmektedir. İnsanın iradesi hususunda da Yüce Allah insana hiçbir kısıtlama getirmemiştir. Yeter ki insan istek, niyet ve kastını imkan ve şartlara göre kullansm. Tabi ki, insana tanınan bu imkanlann ve özgürlüğün de bir bedeli olacaktır. Nitekim dünyada aldığımız her karann bir bedeli olmakta, iyi ya da kötü birtakım karşılıkları ile yüz yüze gelmekteyiz. Din ve imanla ilgili hususlarda da aldığımız kararların karşılıklarmı, kısmen bu dünyada ama esas itibariyle öte dünyada görecek ve yaptıklarımız ile yüzleşeceğiz (Semerkandî 1989: 20-22, 25-26; Ebü’l-Muîn en-Nesefî 1407/1987: 53-71; Celâleddîn ed-Devvânî 1306: 23; Sabrı 1352: 56-58).
I Kaza ve Kader
Kaza lafzı dilde, hüküm, emir, bir işi sonlandırma, fiil, bildirme ve haber verme gibi anlamları içerir. Kader lafzı ise, bir şeyi nasılsa öyle kılmak ile bir şeyin zamanı, mekanı ve değerini takdir etmek anlamına gelir. Anılan anlam içeriklerinden hareketle Mâtürîdî düşüncede kader kavramı, Allah’ın ezelde olgu ve olayları bilmesi ve takdir etmesi, kaza ise ezelde lakdir edilen bu olgu ve olayların zamanı geldiğinde belli bir mekanda yaratılması şeklinde ıstılahı bir anlama kavuşmuştur. Eş’arîlere göre kaza, Allah'ın olgu ve olayları ezelde bilmesi ve takdir etmesi', kader ise, bu takdir doğrultusunda olgu veya olayı belli bir zaman ve mekana tahsis ederek yaratmasıdır. Her iki mezhep de insanın iradeli fiilinin yaratılması ile aynı fiilin iyi veya kötü şeklinde değer kazanmasını ayrı ayrı değerlendirmiştir. Çünkü Allah’m takdiri ve yaratması iyi ve kötü değeri taşımaktan uzaktır. Bunun anlamı Allah’ın bir şeyi yaratmasının iyi veya kötü şeklinde nitelenemeyeceğidir, Bir olayın iyi veya kötü vasfını kazanması, insanın niyeti.
kastı ve azmine göredir. Yukarıda da dcğinikliğı pıbi Silimi kflıınicılm y| yın özü ile vasfını birbirinden bağımsı/ d(i;j(iıımd<le, olay VL-yn olgım^ özünün yaratılması Allah’ın kudretine bağlmıırkcıı, mldiği lamaninı nın niyet, kasıt ve azmine göre belirlenmektedir.
Sünnî kesimin bu anlayışı benimsemesinde Ydee Allah’ın iradesinin bj. ğırasız ve sınırsız {fail-i muhtar) olmasını gözelmeııin yanında insanın İra-desinin de kayıt altına alınmamasını dikkate aldıkları görünür. Mu takdirde fiile iki etken tesir etmektedir; Allah ve insan. Allah’ın Hile etkisi fiilin yokluktan varlık sahnesinde çıkarması, kulun etkisi ise iyi veya kötü niteliğini fiile kazandırmasıdır. İçlerinde Ebû İshak İsrerâiııî, Makıllûnî, Gazali, Fahreddîn er-Râzî ve Teftazânî’nin de bulunduğu H.ş’arîlerin büyük kısmı bu görüşü benimserken, Mâtürîdîler, insanın iradeli nillerine biri Allah’ın diğeri insanın olmak üzere iki kudretin etki ettiğini, Allah’ın etkisinin yaratma şeklinde, insanın etkisinin ise kendisinde bulunan cüz’î irade ile tercihte bulunmak şeklinde gerçekleştiğini açıkça ifade ederler (Nesefi 2003: II, 310-312; Teftazânî 1409/1989; IV, 223-226, 265-266; Beyazİzâde 1368/1949: 254-256; Ebü’l-Bekâ 1412/1992: 283, 705-707).