istanbul beylikdüzü satılık daireler ve osmanlı harb

istanbul beylikdüzü satılık daireler ve osmanlı harb 

Macaristan’daki Avusturya sahra ordusu Erdel’evj Tuna boylarına sevk edildi. Macaristan’daki 3. ve ayrıca Galiç ya’daki 4. Ordu seferber edildi. Nisan 1854’te, Rusya’nın Prens.likJer’den çekilmemesi halinde Prusya’nın Avusturya’yı destekleme sözü vermesiyle Avusturya ve Prusya askeri bir ittifakı tamamladı 1854’ün Ağustos ayı ortasında, I. Nikolay Tuna üzerindeki onaj-İlk Rus-Osmanlı harbinin ardından Prenslikler’deki askerlerini çekmişti, ama Franz Joseph asker toplama faaliyetini sürdiirdi Ekim ortasına kadar, eksiksiz bir seferberlik ilan etmiş durumda) dı. Askeri danışmanlarınca Rus devine karşı uyarılan Franz ](h seph, Kasım’da vazgeçerek, Aralık 1854’te Fransızlar veİngilizb le, oniarın İtalyan müttefiklerine katıldı. Sonuçta, Avusturya Kırım’a asker göndermedi.
Avusturya-Prusya-Rusya ön hazırlığı, daha sonraki çatışmak rın habercisi oldu ve Habsburglarm ketumluğu, hanedanınömıii-nü bir elli yıl daha uzatmışa benzer.Burada, meşrutiyetçiliKîi' smdan değil, fakat
Rus “dev”iyle ilgili olarak, I. Nikolay’ın 1828-29 Rus-Osman-I, harbindeki deneyimi, ona güneye genişlemenin sınırlarına ilişilin, özellikle lojistik sorunları açısından bir anlayış kazandırmıştı, Mehmed Ali krizinin sürdüğü on yıl boyunca, Britanya’yla kendi Doğu Sorunu anlayışına dayanan bir işbirliğini sürdürdü ve 1840 Londra Antlaşması’nı imzalayarak Avrupa devletler sistemine katıldı, ama aynı zamanda orduyu yeniden örgütlemeye de koyuldu. 1832’den 1836’ya dek. Harbiye Nazırı Çernişev, kumanda çizgilerini berraklaştıran ve ikili yapıları ortadan kaldıran yapısal bir hamleyle, ordu üzerindeki denetimi saray genelkurmayından Harbiye Nezareti’ne aktardı. Bu, Romanovların sonunun gelmesine değin süren, hatta Sovyet çağına bile sarkan önemli bir reformdu. Gerek Avusturya gerek Türkiye’de olduğu gibi, askeri harcamalar barış dönemi bütçelerini bile aştı, ama nezaret personelinin akılcılaştırılması da 1832’de başladı. Amaçlardan biri, yolsuzlukların ortadan kaldırılması ile yönetsel verimliliğin iyileş-tirilmesiydi.
Dönemin daha ciddi bir sorunu da, serflerin askere alınmasının sürmesiyle bağlantılı insan gücü sorunuydu. Osmanlılar, 1843’ten sonra bölgesel orduların bir şubesi haline gelen bir ihtiyat sistemini 1834’te kurdular. Habsburglar Landıvehr halk ordusunu ortadan kaldırdılarsa da, ellerinin altında 100.000 Grenzer bulunduruyorlardı. Romanovlar Avrupa’daki herhangi bir ordunun üç katı bir orduyu besliyorlardı, çünkü bir ihtiyat sistemleri yoktu. Askere alma, kırsal kaynakları, dağıtılmış bir ordu tarafından denetlenemeyecek bir direniş yaratacak ölçüde azaltmıştı. Toprak sahipleri yetenekli adamlarından ayrılmak istemediklerinden, askere alınanlar kırsal toplulukların gözden çıkarılabilir nitelikte üyeleri oluyordu. Ordudaki asker sayısını aynı seviyede tutabilmek için fiili hizmetin 25 yıl gibi çok uzun süreli tutulması gerekiyordu. Ele aldığımız dönem, kökleri ekonomik olduğu kadar askeri olan köylü ayaklanmalarıyla çalkalanıyordu.
Habsburglann ve Osmanlılarınki gibi çoklu sınırlg^ sayılarda kuvvetlerin dağıldığı ve askeri giderleri kaldır,] N düzeylere yükselten stratejiler gerektiriyordu. I. Nikoj met yılının 20’sini ifa etmiş, eğitimli oldukları varsayıl/’ için bir tür ihtiyat denilebilecek ve acil durumlarda ger] lecek izin sistemini denedi. 1849’da Erdel’e girenler bu lerden oluşuyordu, ama sayıları talebe göre yetersizdi. K, \ bi patladığı zaman, Rus askeri stratejileri nahoş bir pargj^f-karşı karşıya kaldılar: Ordu, devleti iflas ettirebilecek kadafj|*,H müş, ama muazzam toprakları savunmak ve 1828-29 «/lii'
gösterdiği gibi İstanbul’u almak için çok küçük ve kötü teç[,j, miş olarak kalmıştı. Çatışmalar sırasında yaklaşık iki milyoj^ rin seferber edildiği Kırım Harbi bunu bir kez daha göj 1856’da birleşik müttefik
Rusya’nın ordusu 31.954 subay ve 1.742.343 askerden du. Düzensiz askerlerle birlikte, bu sayı 2.500.000’i geçmiş lir. Sorunlar pek çoktu, ama büyük ölçüde çok geniş arazi, kötij| derlik, yetersiz tedarik ve “stratejik hareketsizlik”ten yordu. Rus ordusunun muazzam başarısızlığı, çarlığın 19.y^| daki en büyük yenilgilerinden biriyle ve Azatlık Fermanı’nınsç,]. lik sistemini ortadan kaldırdığı 1861’den itibaren sistemin tepede^ tırnağa elden geçirilmesiyle sonuçlandı.^^
Kırım Harbi’nin Nedenleri
Devrim ateşi 1848’de Rusya’yı diğer yerleri olduğu kadar sarsmadı, ama Rus askerlerinin gördüğümüz gibi Eflak ve Bogdan’a yerleştirilmesi, Viyana ve İstanbul’daki gibi önceki kışkırimalaru hortlaklarım uyandırdı. Ben, etnik topluluklar arasındaki devri-ci ateşle birleşen Tanzimat çabalarının, Osmanlı Tuna sınırında patlamaya hazır bir telaşa yol açtığını ileri sürüyorum. Başkalarıysa, 1853’ten sonra baş gösteren ilginç çatışmadan, başta ültimatomlarla birlikte İstanbul’a gönderilen Rus elçisi MenşikovileBn-tanya Sefiri Stratford Canning gelmek üzere, diplomatik gaflana sorumlu olduğunu savunuyorlar.
likte) Fransız diplomatik toplulukları 1853-54’te Osmanlı ortamını yanlış değerlendirdikleri ölçüde sorumlu tutulabilirler. Zira çok geçmeden kendilerini Osmanlılarla ittifak içinde ve dünyanın en büyük deniz gücünü, dünyanın en büyük kara gücüyle bir araya getirecek şekilde, Kırım savaş cephesine büyük ordular seferber eder halde buldular.
İstanbul’daki diplomatik ağız dalaşının odağı Kudüs’tü; l850’den sonra kutsal yerler üzerinde Katolik cemaatlerin mi, yoksa Ortodoks cemaatlerin mi öncelikli olduğu hakkında bir tartışma ortaya çıkmıştı. Rus diplomatları. Küçük Kaynarca Antlaşması’na (1774) göndermeyle Ortodokslar, Fransız diplomatları da Belgrad Antlaşması’na (1739) göndermeyle Katolikler olmak üzere, Os-manlı Hıristiyan topluluklarının himayesine yönelik varsayılan haklarını ileri sürüyorlardı. Dinsel sorun, birçoklarınca (2 Aralık 1852’de imparator olan) III. Napoleon’un Avrupa devletler sistemini bozma ve Levant üzerinde yeniden nüfuz kurma atılımı olarak yorumlanan olguyu müphemleştiriyordu. 1852 yılının Aralık ayı sonuna kadar, Padişah Beytüllahim’deki Nativitas (İsa’nın Doğumu) Kilisesi’nin denetimini Ortodoks Rumların yerine Latinlere (Katolikler) veren bir ferman çıkardı. Bu, aynı imtiyazları Orto-dokslara (ve Rusya’ya) vaat etmiş önceki bir fermanın (Kasım 1851) tersine dönmesiydi. Hariciye Nazırı Fuad Efendi (Paşa) bunu bir Fransız ittifakının izleyeceğini söylemişti ve belki de Fransızların Suriye’yi istila etmeye ilişkin tehditlerinden etkilenmiş de olabilir.
Bu kuşkusuz, 1774’ten beri Ortodoks Rum topluluğunu himaye haklarını savunan Ruslara doğrudan bir hakaretti. Ortodoks cemaat, imparatorluğun küçük Katolik topluluğundan fiilen çok daha büyük bir topluluktu ve 1851 kararı da, önceki çağların Rus-Osmanlı diplomasisine çok daha uygun düşüyordu. Çar Nikolay, Osmanlıların çöküşün eşiğinde olduğuna ilişkin görüşünü İngiliz-lerin de paylaşmasını bekliyor ve Rusya ile Britanya’nın Doğu Sorunu üzerinde bir centilmenlik anlaşması yaptığını düşünüyordu. Aslında, kriz tırmanırken Britanya’nın başlangıçtaki suskunluğunun nedeni de bu olabilir. Yıllarca
notalarını padişaha sundu. Aralarında en talepkâr olanı, ky padişahın tüm Ortodoks uyrukları üzerinde egemenlik denî'‘ cek bir yetkiyi verecek uluslararası bir antlaşmanın yapılıt^j * Menşikov Osmanlı bürokrasisine kabadayılık etti. Sadece kej| siyle görüşmeyi reddetmekle, Fransız yanlısı kabul edilen Harjq Nazırı Fuad Efendi’nin (Paşa) istifa etmesini sağladı. PadişalıpJ ad Efendi’nin yerine, yine Tanzimat reformcularından Avustutyj yanlısı Sadık Rıfat Paşa’yı getirdi. Menşikov, dönemin sadraian, Mehmed Ali Paşa’ya, yaşlı ve artık fiili görevde bulunmayan,(j. kat bir haber kaynağı olarak hâlâ değerli ve görünüşe göre yanlısı olan Hüsrev Paşa’ya bir ziyarette bulunmak niyetindeoldı. ğu bilgisini verdi. Menşikov’un ayrıca bir Yunan-Osmanlı sm olayı nedeniyle Rumlar arasında bir karışıklık yarattığı ve daba önce sözü edilen Güney Slav milliyetçiliğinin savunucusu Sırpbaj. vekilinin düşüşünü hazırladığı da iddia edilir.^o
Mehmed Ali Paşa, Rus talebine iki düzeyde tepki verdi: Rıladj müzakereye devam etmesi söylenirken, donanma yardımı hakW da İngilizlere ve Fransızlara başvurdu. Bundan başka, Osmanlılıa-zırlıklılığı hakkında orduyla gizli yazışmaları başlattı. Fransızlu derhal yanıt verdi ve Nisan geldiğinde, Fransız donanması Atini yakınlarında demir attı. Durumun ciddiyetini anlamayanIngilizleı duraksadı. Menşikov ile Rıfat arasındaki müzakereler sürdü,fak Osmanhlar ferman-ı hümayunla verilen imtiyazların ötesinde garanti vermeyi düpedüz reddettiler. Padişah 13 Mayıs’ta, muhtei-len Menşikov’un adamlarının kışkırtması sonucunda ve Mustafa Reşid’le gizli bir anlaşma yaparak, Mehmed Ali Paşa’nm kabinesini azletti. Giritli Mustafa Naili Paşa sadrazamlığa, Mustafa Re şid Paşa da (Sadık Rifat Paşa’nm yerine)
Rusya’yla diplomatik bir kopmayı önleme amaçlı son bir jestle, Reşid savaş ihtimalini ölçüp biçmek üzere, aralarında Hüsrev Paşa’nın ve Fuad Efendi’nin de bulunduğu hükümetin 48 üyesinden oluşan bir genel kurul topladı. Savaşın önündeki en büyük engel, büyük devlet desteği garantilerinin olmayışıydı. Sonuçta Men-şikov’un ültimatomuna, Ortodoks Kilisesi’nin mevcut imtiyazlarını ve Kutsal Topraklar’daki statükoyu geri getiren bir antlaşma değilse de, bir ferman öneren hafifletilmiş bir tepki kaleme alındı. 18 Mayıs’ta bu öneri düpedüz reddedildi ve Rus heyeti 21 Mayıs’ta bütün İstanbul sefaret görevlileriyle birlikte İstanbul’dan ayrıldı. Daha sonra Çar Nikolay Prenslikler’i işgal etme ve ültimatoma bir kapitülasyon verilmediği takdirde, İstanbul’a abluka uygulama tehdidinde bulundu. Menşikov, heyetinin başarısızlığının sorumluluğunu Stratford Canning’e yüklüyordu.
Bu arada, özel olarak savaş çıkması halinde devlet mâliyesini düzenlemek üzere bir Osmanlı Bankası kuruldu. Londra’da 450.000.000 poundluk bir istikraz müzakeresi yapıldı. 18 Mayısla, imparatorluk çapında, ihtiyatlar da dahil olmak üzere kara ve deniz kuvvetleri teyakkuza geçirildi. Padişah, bu bunalım sırasında imparatorluğun Hıristiyanlarının Müslüman tacizlerine karşı korunmasına yönelik tüm tedbirlerin alınmasıyla ilgili emir verdi. 2 Temmuz 1853’te, Prens M. D. Gorçakov kumandasında 50.000 Rus askeri, sınırı geçerek Prenslikler’e girdi ve Temmuz ortasına gelindiğinde Bükreş’i işgal ettiler. Osmanlılar bir süre hiçbir şey yapmadılar. Ağustos’ta 10.000 kadar Mısır askeri, üç savaş gemisi ve altı diğer gemi Osmanlı donanmasına katılmıştı.
o sırada İstanbul’da bahriye danışmanı olan Adolplı^j^ rasker Mehmed Ali’nin Osmanlıların İstanbul’u savuna güçlü olduğu düşüncesinde etkili olmuş olabilir. On üç yüzü aşkın topla birlikte asker konuşlandırılarak kentin larınm geliştirilmesine devam edildi.Bu tür savaş Rusların Varna’dan bir deniz-kara karma operasyonuna * melerine yol açtı; ama bu niyet, daha geniş bir çatışman, mesi umuduyla, başlangıçta Eflak ve Boğdan’ın işgali tercjj*'^'^' rek reddedildi.
Londra’dan, kısa bir süre uzak kaldığı İstanbul’a tam ı\| kov’un geldiği sırada dönmüş olan Britanya sefiri Canning^”'*' formcularla ve bir bütün olarak Osmanlı reform gündemiyle*^' sına bir mesafe koymaya başlamıştı. 1852’de, Mustafa Reşj(j|| dahil, padişahın en yakın danışmanlarının karıştığı bir mali dal, sefire yaka silktirmişti. Bu, Osmanlılara karşı İngilizlerinyjij laşımınm genelde sertleştiği bir çağ olduğundan, onun bu tutumu, nun benzersiz olduğunu söylemek güçtür. Müslümanlara ve 0,. manidara karşı nefretiyle tanınan Başbakan Aberdeen, Ba^ Nazırına mahrem bir konuşmada şöyle demişti: “Rusya’nın Hıns. tiyanlığını ve uygarlığını Türklerin fanatikliği ve ahlâksızlığıyla karşılaştırdığımda, neredeyse Kuran’ı İncil’e yeğleyesim geliyor, İngiliz ve Fransız ahenksizliği ve İngiliz diplomatik tutumlarıniB katılığı, bu iki devletin başlangıçta savaşa doğru sürüklenişi et lemekte güçsüz kalmalarına yol açtı. Gene de, İngiliz siyasasıOs-manii statükosunu korumayı amaçlarken, Ruslar daha şimdiden onun yıkılışını ve büyük devletler arasında paylaşılmasını tasavi'iıı etmeye koyulmuştu bile. Böylesine temel bir yanlış anlamanın husumetlerin tırmanmasına katkıda bulunduğu kesindir.
Haziran ortasına gelindiğinde, Nikolay’ın iki koldan taarra, yani Varna’ya kara, İstanbul’a deniz saldırısı önerisinden vazgeç-şinin kısmi nedeni olarak, hem Britanya hem Fransız donanmaları Çanakkale Boğazı’nm hemen dışında demirlemişlerdi. Rusi^al planı Avusturya’yla iyi ilişkilerin sürmesine bağlıydı, ama bu da, gördüğümüz gibi, 1853’ün ortasından sonra gerçekleştirilemenui ti. Temmuz’da,
|j,r krizi çözmek üzere Viyana’da dört devletin katılacağı bir dip-loniatik konferans önerdiler. Tartışmalar, krizin bir sonraki aşama-5,[ida temel çekişme belgesi haline gelen Viyana Notası’m ürete-j-gkti. İstanbul’da, Reşid’in Rus işgaline edilgin tepkisi karşısında dehşete kapılan Mehmed Ali, rakibini Ali Paşa’yla ikame etme gi-fişiminde bulundu. Stratford Canning, Reşid’in görevine dönmesini talep etti ve himayesi altındaki Reşid’i desteklemek uğruna ye-fel siyasete burnunu sokmak suretiyle, Britanya’yı yaklaşmakta olan savaşa biraz daha bulaştırdı. Sadrazam Mustafa Naili ve Hariciye Nazırı Reşid Paşa 9 Temmuz’da göreve getirildiler, fakat halkın gözünde İngiliz uşakları konumuna düşmüşlerdi artık.
Krize buldukları çözüm, Rus işgalini tartışmak üzere bir başka genel kurul toplamaktı. 23 Temmuz ültimatomu olarak tanınan belge, kendi uyruklarıyla ilişkili olarak Osmanlı egemenliğini tekrarlıyor ve Çar Nikolay’ın taleplerini bir kez daha reddederek, diğer milletlerin halihazırda sahip olduğu aynı hakları Ortodoks Rumlara da tanımayı vaat ediyordu. Ültimatom, başka bir olayda (1828) II. Mahmud’un verdiğine şaşırtıcı derecede benziyordu ve diplomatik topluluk tarafından Osmanlıların verebileceği son imtiyaz olarak kabul edildi. Ruslar bu koşulu kabul etseydi, nota özel bir Osmanlı elçisiyle Petersburg’a gidecek ve ardından Rus askerleri Prenslikler’den çekilecekti.
Bu arada, Viyana’daki müzakereciler Temmuz sonunda benzer bir nota kaleme aldılar, ama İstanbul’a danışmadılar. Onların hazırladığı, Küçük Kaynarca Antlaşması şartlarından yola çıkarak, müdahale hakkına dair Rus görüşünden yana çıkan ve bu koşullarda her türlü değişikliğin gerek Fransa gerek Rusya tarafından onaylanmasında ısrar eden versiyonda önemli değişiklikler yapıyordu. 1853 Osmanlı ültimatomu, yabancı müdahalesine karşı OsmanlInın bağımsızlık yalanını korurken. Viyana Notası’nda bu yoktu. Viyana konferansı tercihini büyük devlet versiyonundan yana yapmıştı; Avusturya temsilcisinin Franz Joseph’in emirleri üzerine Osmanlı versiyonunu bastırdığı söylenir ki, bu İstanbul hükümetinin güvenini kazanmalarını sağlayacak bir davranış değildi.
öykü bu noktada, metinsel çeşitlemelerin ve Rusy lılann arasını bulma girişimlerinin yarattığı fırtınayla bj c\ salı çehresine bürünür. Diplomatik topluluk, Osmanlı lerinin bir egemenlik meselesi olduğunda ısrar ettikleri halesi sorununa karşı Osmanlı direnişinin gücünü
mışlardı (veya dikkate bile almamışlardı). “T/^^sgazetç ‘Yucatân’m Kızılderililerinden” daha iyi anlaşılamayan lara karşı genel bir tedirginlik vardı, ama krizin nedeni dükleri durumun kendisi. Doğu Sorunu’nun herhangi biryç rikasının rutin olarak çağrıştırdığı korkuları yansıtıyor. Ağustos’ta Osmanlılar Viyana Notası’nı reddettiler ve kendi|, ** ladıkları, Nikolay tarafından yine reddedilen başka bir/^'^ önerdiler. Diplomatik bir çıkmaza girilmişti.
Sırbistan ve Yunanistan’la ilgili Rus niyetlerine ilişkin Osmaıj| korkuları kadar, kuzey sınır bölgelerindeki, daha önce betimledi ğimiz gergin atmosfer, Osmanlı bürokratlarının en büyük kaygıij. rını oluşturuyordu. Avusturya Erdel’deki, Osmanlı sından aynı derecede tehdit olarak görülmüş birliklerini koruyordu. Meclisteki tartışmalar Osmanlıların Rujla. ra karşı direnebileceği bir yer olarak Kafkas sınırı üzerinde yoğı. laştı. Eylül başına gelindiğinde, muhtemelen Mehmed Ali Paşavt maiyetinin güdümlediği “şahinler” İstanbul’daki sokak siyaseoiıt hâkim olmaya başlamıştı. Mustafa Reşid Osmanlı İmparatorli-ğu’na dört devletin garanti vermesi için bastırdı, ama hem Fransa hem Britanya buna karşı çıktı. Nikolay ve Franz Joseph’in anlaş mazlıklarını tartışmak üzere Olmütz’de bir toplantı yapacağı haberi yayıldı. Bu, bir savaş konseyi olarak yorumlandı. Ulemaım önde gelen üyelerinden padişaha cihad çağrılan yapan dilekteki, Eylül’ün ikinci haftasında İstanbul’daki karışıklıklar arasında rildi. Reşid, Fransa ve Britanya’ya Boğaziçi’ndeki gemilerini uzak laştırmalan için baskı yaptı. İstanbul’daki göstericiler, din adamlarım diplomatik yolların erdemlerinden yana çıkmaları konusunda uyaran padişaha yeni dilekçeler verdiler.
hu gelişmelerde Mehmed Ali Paşa’nın parmağını ve küçük ^ahin cephenin işbaşında olduğunu görüyorlardı, Gelgelelim, ya-l^^ncı gözlemciler Balkanlar’dan gelen, çoğunluğunu Hıristiyanların oluşturduğu mültecilerle, imparatorluğun her yanından İstanbul’a doluşan savaş heveslisi gönüllülerin çeyrek milyona kadar ulaştığını tahmin ediyorlardı.'*'* Bu her hükümet için istikrarsız bir juruiîidu. Sultan Abdülmecid 26 Eylül’de büyük bir şura topladı. I^enüz22 Eylül’deki, I. Nikolay’m Viyana Notası’nı İstanbul hükümetinin gözüne daha yenilir yutulur gibi gösterebilecek yeni ayrıcalıklar ileri sürdüğü Olmütz toplantısından haberdar değillerdi. Bunu geniş kapsamlı bir tartışma izledi, ama Osmanlıların Rusları yenme yeteneği hakkında gözden geçirilmiş bir karar verebilmek için taraflardan ikisinin de yeterli bilgisi yoktu. Mustafa Reşid şurayı, Britanya ve Fransa’dan garanti almayı beklemeye ikna edemedi. Viyana Notası’nm mevcut Rus versiyonunu kabul etmenin, “zehir içmek ve ölmekten” farksız olacağı sonucuna varıldı. Temperley’e göre, tartışmalar sürerken, “fanatizmin çıplak çehresi ortaya çıkmıştı.
29 Eylül’de, Abdülmecid şuranın harp ilanı tavsiyesini kabul etti ve 40.000 ihtiyata seferberlik emri verildi. Harp ilanı, cihad çağrısı yapmaktan kaçınıyor ve padişahın uyruklarının himayesinden söz ediyordu. “Rusya’yla ilgili bu harp ilanı, Devlet-i Aliyye’nin savunması ve çıkan için çalışma ihtiyacından doğmuştur. Devlet-i Aliyye’nin Hıristiyan uyruklarını savunmak ve korumak için eskisinden de daha büyük özen ve dikkat gösterilecektir ve onlara kötü muamele nedeniyle başka devletlerin husumetini davet edebilecek her şeyden kaçınmak hükümetin başlıca görevidir.”‘*^
Düşmanlıklar tırmandıkça, Takvim-i Vekayi çeşitli Hıristiyan milletlerin bu çatışmada sadakatlerini ve bağlılıklarını dile getiren konuşmalarına yer verdi.'*^ Şumnu’da konuşlanan Ömer Paşa, 6 Ekim’de Rusya’ya Prenslikler’den çekilmesi için iki hafta mühlet verdi. 1. Nikolay ve askeri danışmanları ise harbi, Kars’ı hedefledikleri Kafkasya’ya taşıma planları yaptılar. 22 Ekim’de, İstanbul Ömer Paşa’ya Prenslikler’de Rusya’ya karşı askeri operasyonlara derhal başlama emrini verdi.'’^
Görünüşe göre, iç dinsel meselelerine müdahalelerin manii direnişinin gücünü, herhalde Canning’in saplan^jSfj den takdir etmekte gerçekten başarısız olan İngilizler 1^ ' hiçbir ayrıcalık koparamadan Osmanlı kurtuluşunun gç1\ rantörleri olarak buluverdiler. 1853 yılının geri kalanin,^^^ Britanya ve Fransız donanmaları Boğaziçi’nde kol gezer^ h lan müzakere masasına getirmeye yönelik yeni çabalarla zar David Urquhardt gibi eski Osmanlı taylaşınca harekete len Rus karşıtı duygular tırmandıkça, Britanya kamuoya “fanatik”leşti. İngiliz-Rus ilişkilerini betimler ve İngiliz ri yerden yere vururken Urquhardt şunları yazıyordu: “SenJ*' tanya] onun [Rusya] -bir İmparatorluğu sarsan retorikte-sız olduğunu keşfediyorsun; -senin yardımınla Boğaziçi’ne yjj^ mekte- akıl sağlığı yok diye ifşa ediyorsun; askerlerini Çanai,|^ le’ye gönderiyorsun -Boğaz’ı ele geçiriyor; Tuna’yı kapıyor bir nota gönderiyorsun- yo, hayır, onu da göndemiyorsunıj^^ pa’nın en geniş ovasını gasp ediyor ve sen bir özür gönderijo^ Bir bölgeyi çiğneyip geçtiği zaman, sen bir meclisi toplantıya rıyorsun... Ve bütün bunlar da barış oluyor; iki sefer ve birdiin. ne kale Avrupa’nın dinginliği uğruna bir tepside sunuluyor; ve I İmparatorluğun [Avusturya ve Osmanlı] kendilerini savunacaldao silahları soyuluyor.”^^ Bunu izleyen günlerde, savaş histerisi En. tanya hükümetini harekete geçmesi için baskı altına aldı.
22 Ekim’de, Ömer Paşa ve ordusu Tuna’yı geçmeye başlarU, Stratford Canning Britanya donanmasını Çanakkale’den İstanbul’a çağırdı. Kafkasya’da çatışmalar halihazırda başlamıştı, Eiı ayı aşkın süre boyunca, Mustafa Reşid Fransız ve İngiliz donanmalarım Karadeniz’e çıkmaları için uyarırken, Viyana’dakidiplomatik çabaların canlandırılması pek az sonuç verdi. Mustafâ Reşid 1841 Londra Antlaşması’nda, eskisi gibi Boğazlar’ın serbesnsı-ni garanti edecek, fakat Rusya ile imparatorluk arasında, çok uzun zamandır var olan batıdaki Sırbistan, Boğdan ve Eflak ile doğudı. 1829’da Ruslara teslim edilmiş Çerkezistan ve Dağıstan gibi tampon bölgeleri koyacak şekilde bir genişletme yapılmasından p-naydı.-'îo Özgüven yüksekti. Osmanlı ordusu Tuna boylanndakilı
istanbul beylikdüzü satılık daireler

tesettür fiyatları

tesettür modelleri

tesettür giyim

abiye

tesettür

tesettür elbise

armine

tesettür tunik

tesettür abiye

replika

replika telefon

replika telefonlar