istanbul beylikdüzü satılık daireler ve madde bilgileri33

 istanbul beylikdüzü satılık daire


istanbul beylikdüzü satılık daireler ve madde bilgileri33 evet arkadasalr sizlee bugün istanbul beylikdüzü satılık daireler diyorki Üçüncü ve son şekle gelince: Bu son devirde en evvel bu gibi şeylerin vezn edUemez bir mâdde oldukları tezâhür etti ve kuvvet hâssasıyle ayrılamaz bir sûrette muttasıf olan atom zerrelerinin hiçbir vech ile mahv edilemeyecekleri Scirâhaten anlaşıldı. Ve yine anlaşıldı ki câzibesiz, sıkletsiz hiçbir mâddi mevcûd değildir. Ve mâddesiz de hiçbir sıklet ve câzib* mevcûd olamıyor. Bundan başka şimdiye kadar tcinınrmş olai her türlü kuvvetler mâdde üzerinde göze çarpıyor ve bunlani yine aym mâddenin eczâ'-yı cüz'-i ferdiyyesindels ihtizazlardan husûle geldiği anlaşılıyor. Bir yerde ki mâdd vardır, mutlaka kuvvet de vardır ve her kuvvet olan yerd hareket [34] göze çarpar. Şu kadar ki, bu kuvvet "zinde" hâlind olabildiği gibi, "mukâvemet" hâlinde de olabilir. Bu üç şek i'tikâdı birbirinden muayyen hudûdlarla ayırmak kâb değildir. Biyoloji, yani ilm-i hayât sâhasmdan mâdde ve kuvvı hakkmdaki "senâ'iyyet" nazariyyesini izâle edebilmek içi dünyâmn bütün zahmetleri bir araya toplanmalıdır, hati Paracelse nâmındaki hakîm tagaddi, hazm vesâ'ire gil fa'âhyyetleri, onları icrâ ile mükellef olan uzuvlarm kııx/,,o«^
Madde ve Kuvvet / Çevriyazı
diye kabûle cesâret edememiş ve hayâtı idâme eden ayrıca bir rûhun (bir hayât mâddesinin) mevcûdiyyetine hükm etmiştir. Bıma benzer hükümlerin dîger birçok âlimlerimizce de kabûlü ve vaz' edildiği de ma'lûmdur. Bunlarm nazarında hâlâ kuvvet gâyet ulvî ve sâf bir seyyâle hâlindedir ki, ölümle kınhr, mahv olur gider. Te'essüf olunur ki ikinci şekil i'tikâdlara â'id olan bu serpintiler zamâmmızda hâlâ terk edilememiştir. Hayât kuvveti (yâhûd mâdde-i hayâtiyye) nâmmdaki hayâli mevcûd hâlâ birçok feylesoflarımızm dimâğmı işgâl [35] ediyor. Hâlbuki bir tarafdan hikmet-i tabfiyye ve kimyâ bize son terakkilerini gösteriyorlar. Bugün biliyoruz ki, ne kendi kendine mâdde ne de kendi kendine kuvvet yoktur. Bunlarm ayrılıkları ancak zihinde ve hayâldedir, hakikatte değildir. Bu suretle bu iki kelimenin! mevcûdiyyeti ve hâlâ idâmesi, henüz esâsma, cevherine dâ'ir kat'î bir şey bilemediğiniz bir mevcûdun iki muhtelif vechini kolaylıkla gösterebilmek ve îzâh edebilmek maksadma mübtenîdir. [36]
"Büyük Kayser öldü. Çamura inkılâb etti. O çamur bugün cenûb rüzgârma karşı bir duvarın deliğini kapatıyor. Vaktiyle bütün âlemi titreten bir kahramân, bugün âdî bir duvarı rüzgârdan ve yağmurdan muhâfaza ediyor" (Shakespeare, Hamlet).
Derin bir hissin, üç yüz sene evvel İngiliz şâ'iri ağzmdan nazmen çıkan şu ifâdesiyle, basitliğine ve vâzıhlığma rağmen hâlâ lâyık olduğu ihtirâm ve i'timâd mevki'ini kazanamayan bir hakikati ifhâm etmek istiyoruz ki, o da mâddenin hiçbir şeyle, hiçbir vâsıta ile mahv edilemeyeceği, yani lâ-yemût olmasıdır. Bir toz parçası, ne kadar küçük olursa olsım, bu dünyâdan gâ'ib olamaz. Kezâlik bu dünyâya yeni bir toz parçası da [37] ilâve edilemez. Kimyâ ilmi, bize yüz sene evvelden beri bu hizmeti etti, büyük hakikati öğretti, gâyet vâzıh bir sûrette gösterdi, isbât etti ki, vaktiyle umûmiyyetle inamidığı üzere husûle gelmek ve mahv olmak gibi hâdiseler, âdi bir tenâsühden, bir şekil değişmesinden başka bir şey değildir. Bu tenâsühler ise mâddenin mahvını değil bi'l-akis | dâ'imi bir sûrette varlığmı muhâfaza etmekte olduğunu ve her kütlenin dâ'imâ aym unsûrları hâvi bulunduğunu isbât eder. Aym mâddenin gâyet muhtelif ve müte'addid olan birçok şekillerini bir terâzî vâsıtasiyle ta'kîb ve tesbit edersek görürüz ki, dâ'imâ aynı neöce elde ediliyor. Bu kânûna dâ'ir şimdiye kadar icrâ edilen birçok hesâblar da'vânuzm sıhhatine dâ'ir büyük bir bürhân olmuş ve her zamân bu neticeyi muhâfaza etmiştir. Bir parça odun yaktığmnz zamân, zann olunur ki, 1 tamâmiyle dumana tahavvül edip gidiyor. Fakat bu bir { görünüşten başka bir şey değildir. Kimyagerin terâzîsi bize ı öğretir ki, yanan şey yalnız bu odun değildir. Çünkü kalan külü . tarttığımızda dahî odundan daha ağır geldiğini [38] görürüz. Şu hâlde gerek dumanda ve gerek külde yalmz odunda mevcûd unsûrlar mevcûd değil, belki hâricden kendilerine karışmış bazı şeyler mevcûddur. Odun yanarken havâdan birçok şeyler alır, ki bunlar bakıyyenin daha ziyâde ağır olmasma sebeb olurlar.
"Odunun içindeki kömür aslâ mahv olmaz. Ebedîdir. Odun hâlinde bulunan müvellidü'l-^ıâ ve müvellidü'I-humûza kadar ebedîdir. Ve işte mahv olah, bu imtizaç ve bu şekildir, aslâ mâdde değildir" (Cari Vogt).
Dîger tarafdan toprağa gömdüğümüz bir ölünün birkaç sene sonra kemiklerinden kalmış birkaç bakıyyeden başka bir şey bulamıyoruz. Bunlann çürüyüp toprağa tahavvül ettiği fennen sâbit olmuştur. Hiçbir zerresi gâ'ib olmamıştır. Bedenlikten çıkarak toprak olan etler ve nihâyet kemikler şekilden şekile girerek kendi ebedî olan tenâsühlerine devam ederler. İşte İngiliz şâ'iri Shakespeare sırf kendi zekâ ve muhayyilesinin bir cür'etiyle bu hakikati terennüm etmiş ve büyük [39] Kayser'in nihâyet bir duvar çamuru şekline girebilmesi ihtimâlinden bahs etmiştir.
Ağzımızdan çıkan her nefes, yediğimiz yemeklerden, içtiğimiz sulardan müteşekkildir. Vücûdumuzdaki tahavvüller o kadar seri'dir ki, mübâlagasızca beş yâhûd alh hafta içinde kemikler müstesna olmak üzere tekmîl vücûdumuzun tebeddül ettiğini iddi'â edebiliriz. Kemiklerin tebeddülü, mukavemetlerinin ziyâdeliği hasebiyle daha uzım bir vakte ihtiyâç gösterir. Vücûdumuzda mütemâdiyen her atom dîger atoma mevki'ini terk ederek çekilir. Bâkî kalan, yani değişmeyen yalnız şekildir. Şu kadar ki, giden ve değişen atomlarm mahv olduğunu zann etmemelidir.
Bunlar tahavvül ve tebeddül etmeksizin bazen bir imtizâcm içinde, bazen bir diğerinin içindedirler; kendi şekilleri ve pek muhtelif olan birikintileri vâsıtasiyle birçok mâddeler teşkil ederler. Mütemâdiyen tebeddül etmekte olan bir basît cismin atomları dâ'imâ aynıdır. Bunun ne bir dânesi yeniden doğar ne bir dânesi ölür ne bir dânesi [40] değişir. Müvellidü'l-humûzanm, azotun, suyun, demirin atomları her yerde ve dâ'imâ aynı kalmışlar, aym kuvvetleri, yani aynı hâssaları dâ'imâ muhâfaza etmişler ve dîger bir şekle girmekten uzak kalmışlardır. Atom kendi zâtmda dâ'imâ aym hüviyyeti hâ'izdir. Onun tebeddül hâssası kendine nazaran değil, teşkil edeceği cisme nazarandır. Bugün bir zenginin, bir kahramânın mütekebbir bir tavır alan alnındaki atomlar, yarm ihtimâl ki yine aym adamların üzerinde gezindiği toprakta olacak; ve bir müddet evvel bir koyunun beyninde sükûnla vakit geçiren bir zerre, dîger bir gün bir şâ'irin yâhûd bir mütefekkirin 55
istanbul beylikdüzü satılık daireler yazdı ve sundu..